Metin Celâl

Yayıncılık krizde değil!

Kriz, sözlüklerde "bir toplumun, bir kuruluşun ya da bir kimsenin yaşamında görülen güç dönem" diye tanımlanıyor. Krizde, geçicilik söz konusu, bir dönem için yaşanıyor. Örneğin, "Türkiye ekonomik krizde" dediğimizde, ekonomik açıdan Türkiye'nin krize girdiği, güçlükler aşılınca krizden çıkılacağı, normale dönüleceği söyleniyor. Yani "normal" denilen bir durum söz konusu. Tüm Dünya'da ve tabii Türkiye'de de ekonomik krizin söz konusu olduğu bugünlerde sık sık yayıncılığın da krizde olup olmadığı soruluyor. Ben de yayıncılığın krizde olmadığını söylüyorum. Evet, yayıncılık krizde değil. Krizden daha da vahim bir durumda. 2001'de yayıncılık tüm diğer sektörler gibi krize girdi. Ama diğer sektörlerde kriz geçip giderken yayıncılıkta kriz kalıcılaştı, kronikleşti. Çünkü yayıncılığın kangrenleşmiş sorunlarını çözmek için herhangi bir çalışma yapılmadı. Görmezden gelindi.

2000'lerin başından beri yayıncılık hemen her yıl küçülüyor. Ciro kaybı yıllık ortalama %30. Yayıncılar bu küçülmeyi aşmak için kendilerince çözümler bulmaya çalışıyorlar. Daha çok çeşit kitap üretmek, fiyat indirimleri, ödemelerde vadelerin uzatılması gibi günü kurtarmaya yönelik önlemler bunlar ve bu önlemlerin çoğu sektörün yeni sorunlara sahip olmasını sağlamaktan başka bir işe yaramıyor. Çünkü sorunlar yayıncıların bireysel önlemlerle çözemeyecekleri boyutta ve kalıcılıkta.

Kronikleşmiş sorunlar

Yayıncılığın kronikleşmiş, çözülmeden bırakılmış sorunlarından birincisi sektörleşememe. Yayıncılık, devletin sanayi politikaları içinde bir sektör olarak görünmüyor. Bu nedenle de KOBİ'lerin yararlandığı olanaklardan (fuarlara katılım gibi), desteklerden (düşük faizli krediler gibi) yararlanamıyor ve tabii sektörü kurtarma planları yapılmıyor. Kalkınma programlarında yayıncılığın sözü edilmiyor. İkinci sorun, sürekli daralan pazar. Milli Eğitim Bakanlığı'nın ücretsiz ders kitabı dağıtımında kitapevlerini devredışı bırakan anlayışı neticesinde Anadolu'da, özellikle okul çevrelerindeki on binlerce kitapevi kapandı. O bölgelerdeki okurların, özellikle öğrencilerin kitaba ulaşması imkânsız duruma geldi. Bunun neticesinde de öğrencilere yönelik yayın yapan eğitim yayıncılarının çoğu kapandı, kültür yayıncılığında da zaten az olan tirajlar daha da düştü. Artık kitaplar ortalama 2000 adet değil 1000 adet basılıyor. Beş yılda tiraj kaybı %50, yayıncılık sektörü yarı yarıya küçülmüş.

Kitap okuma oranları düşüyor, gençler ve çocukların kitaba olan ilgisi azalıyor. Devletin okumayı özendirici politikaları yok. Bu politikasızlık nedeniyle bazı iyi niyetli çabalar da sonuçlanmadan kalıyor. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı'nın "Türkiye Kitap Okuyor" kampanyası bu yıl ilkbaharda İstanbul'da yapılan ilk etkinlikten sonra hiçbir aşama kaydetmedi. Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm Bakanlıkları okumayı özendirici bir şey yapmadığı gibi bu kampanyaya da uzak kaldı.

Korsan yayın, her yıl yazarların ve yayıncıların kazançlarının %40'ını çalmaya devam ediyor. Sürekli yasa değiştirmek dışında bu konuda da hiçbir gelişme yok. Korsanla mücadelede en önemli çözüm yollarından olan okurun kitaba ücretsiz ulaşmasını sağlayacak olan kütüphaneler yeterince çalıştırılmıyor, geliştirilmiyor. MEB, okul kütüphanelerine alım yapılmasını sağlayacak bir bütçe ayırmıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yönetimindeki halk kütüphanelerine yapılan alımların ne kadar sağlıklı olduğu ise tartışmaya açık. Ama kitap alımında bütçenin yetersiz olduğu, yeni kütüphaneler açılmadığı, varolanların geliştirilmediği gerçek.

Tüm liberal görünümlü politikalara rağmen devletin yayıncılıktaki payı azalmıyor, artıyor. AKP iktidara geldiğinde söylenen devletin yayıncılıktan tamamen çekileceği sözleri unutuldu. AKP iktidarı sırasında ders kitapları yayıncılığında MEB'in yaptığı bu haksız rekabet sonucunda, bazı dallarda 20-30 farklı kitap yerine sadece MEB kitapları okutulduğu için bir çok eğitim yayıncısı kapandı ve ders kitabı yazarları işsiz kaldı. MEB, bununla da yetinmedi, son iki yıldır, yayınladığı genelgelerle okullara yardımcı ders kitaplarının sokulmasını da engelliyor. Diğer yandan da okullarda  fotokopi ile çoğaltmayı özendirip yayıncıyı hiç kitap satamaz hale getirmeye çalışıyor.

İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) Türkiye'de Yayın Hayatı (Yayın no: 2008-59) adlı broşüründe yer alan verilere göre (Haziran 2007 - Haziran 2008) kamu kurumları 60.875.156 adet kitap üretirken yayınevleri 45.620.643 adet kitap üretmişler. Aradaki fark % 25. Yani en büyük yayıncı devlet.  

Yayıncıların haksız rekabet olduğunu düşündüğü en önemli etkinlik gazete ve dergilerin promosyon olarak kitap dağıtması. Özellikle eğitim dönemlerinin başlangıcında ücretsiz ya da 1-2 YTL gibi küçük ücretlerle dağıtılan sözlük, atlas, yazım kılavuzu gibi yardımcı ders kitapları eğitim yayıncılarının kendi ürünlerini satamaması sonucunu doğuruyor. Eğitim hizmeti yapıyorum diyerek gazetelerin triaj alması sağlanırken, yayıncılık sektörüne büyük darbeler vuruluyor. Türkiye, Avrupa Birliği normlarını kabul ederken nedense yayıncılıkla ilgili standartları göz ardı ediyor. Avrupa'da yayın olarak kullanılan "fixed price", kitabın belli bir fiyat altında satılamaması prensibinin sözü bile edilmiyor. Meclis'ten yeni geçen Türk Ticaret Yasası'nda da düzenleyici bir hüküm yok ve gazetelerin ücretsiz kitap dağıtmasını sağlayan promosyon maddesi aynen korundu. 

Yeni sorunlar

Ekonomik krizin daha lafı edilmeye başlandığında vatandaşın satın almaktan ilk vazgeçtiği ürünler kitap, cd gibi kültürel yayınlar. Krizin gelmekte olduğunu kitapçılardaki durgunluktan anlamak mümkün. Yayıncılar geçen Mart'tan beri düşen satışlardan söz ediyorlar. Kriz söylentileri arttıkça, kitap satışlarınındaki düşüş de fazlalaşıyor. 

Türkiye'de kitap kağıdı üretilmiyor. SEKA tasfiye edildi, SEKA fabrikalarını satın alan özel sektör bu fabrikaları işletmedi, kapattı. Yayıncı, ithal kağıda bağımlı hale getirildi. Kağıt fiyatları euro'ya bağlı olarak sürekli artıyor. Kağıdın yanında yayıncılıkta kullanılan tüm ara malzeme de yurtdışından ithal. Euro'nun son aylarda hızla değer kazanması ve sürekli düşen baskı sayıları sonucunda maliyetlerin %30 oranında arttığı söyleniyor. Yayıncı ürettiği kitabın tümünü satsa maliyeti karşılayamayacak ama kitap fiyatlarını da artırması mümkün değil. Çünkü, mevcut kitap fiyatları bile pahalı bulunup okur korsan yayına yönelirken bir de zam yapmak akıl dışı. Yayıncılar açıkça sermayeden yiyorlar ve bir süre sonra kitap basamaz hale gelecekler.

Ekonomik kriz bir yandan satışların düşmesine neden olurken diğer yandan ödemeler sistemini de allak bullak ediyor. Satın aldığı kitapları öngördüğü sürede satamayan kitapçılar ödemelerin vadelerini uzatmaya çalışıyor. 5-6 aylık çeklerle yapılan ödemeler sekiz aya uzatılmaya çalışılıyor. Çek yerine senet vermek, kitapları konsinye alıp, satılanın parasını ödemek gibi teklifler yapılıyor. Altı aylık vade ile satış yapıp peşin parayla kağıt almak, 2-4 ay vade ile matbaaya ödeme yapmak durumundaki yayıncının bu girdaptan kurtulması mümkün görünmüyor.  

Hızla düşen kitap tirajlarının yarattığı açığı kapatmak amacıyla çözüm olarak bulunan daha çok çeşit kitap üretme politikası da kötü sonuçlarını vermeye başladı. 1997'de 10.780 olan yeni kitap yayını 2007'de otuz bine ulaştı. Hiçbir kitapçının bu kadar çok çeşit kitabı sergilemesi mümkün değil. Üretilen birçok kitap kitapevlerine ulaşamıyor, sergilenmiyor. Yayın çokluğu nedeniyle kitapevlerine ulaşabilen kitapların da sergilenme süreleri azaldı. Bazı kitaplar iki-üç gün sergileniyor, bazıları bir gün bile raflarda kalmadan geri iade ediliyor. Kitapevleri, büyük kampanyalarla sunulan çok satışlı kitaplara bel bağladı. Oysa, 10-15 bin sınırını aşıp çok satanlar listesinde yer alabilen kitap çeşiti yılda 40-50'yi geçmiyor. Önümüzdeki yıllarda üretilen kitap çeşidi kaçınılmaz olarak düşecek. Daha şimdiden yayınevleri, şiir, hikaye gibi çok şatışı olmadığını düşündükleri türlerden kaçmaya başladılar. Edebiyatın yerini gazete haberlerinden, mahkeme tutanaklarından, savcı iddianamelerinden birkaç günde derlenen popüler siyaset kitapları aldı. Ama onların ömrünün de çok uzun olmayacağı, okurun bir süre sonra bu aldatmacaya kanmayacağı belli. 

Yayıncıların doğrudan bağlı oldukları iki bakanlık var; Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm bakanlıkları. Sayın bakanlar Hüseyin Çelik'in ya da Ertuğrul Günay'ın yayıncılık sektörünü krizden nasıl çıkartacaklarını araştırdığını, tedbirler aldığını duydunuz mu? Hayır. Yayıncılık sektörünün sıkıntıları hakkında tek bir cümleleri bile yok!  Bu nedenlerle yayıncılık krizde değil, komada!