Metin Celâl 

Türk Edebiyatı Dışa Açılıyor mu?

Türk Edebiyatının Dışa Açılması (TEDA) projesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın en beğenilen çalışmalarından. Hemen herkesten takdir edici cümleler duyuyoruz. Birçok ülkede yıllardır uygulanan destek programlarının bir benzerinin geç de olsa ülkemizde de hayata geçirilmiş olması önemlidir. 2008 yılında Frankfurt'ta Konuk Ülke olacağımız gözönüne alınırsa böyle bir programın varlığı daha da önemli hal alıyor. Tabii, TEDA gibi bir çalışmanın sadece varlığı yeterli değil. Onun iyi yönetilmesi, verilen çeviri yardımlarının doğru adreslere gitmesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kısıtlı bütçelerinin doğru harcanması da önemli. 

2003’de dönemin Kültür Bakanı Erkan Mumcu'nun yayıncılık alanındaki sorunları tespit etmek amacıyla düzenlediği toplantıda Türkiye Yayıncılar Birliği yayıncılıkla ilgili sorunlar ve çözüm önerileri ile ilgili dosyada "Türk Dilini ve Kültürünü Yayma Enstitüsü" projesini de sunmuştu. Amacımız, British Council, Goethe Ensititüsü, Cervantes Enstitüsü gibi devlet destekli yarı sivil bir enstitü ile hem Türk dilini ve kültürünü dünyaya tanıtma çabalarını kurumsal bir yapı içinde geliştirmek hem de yayıncılık alanında yeni açılımlar yaratmaktı. Bu Türk Dilini ve kültürünü (Edebiyatı, Mimarisi, Sanatı, Arkeolojisi, Müziği ve yeme-içme kültürü vb) yaymaya yönelik yayın projelerinin desteklenmesini içeren bir model önerisiydi.
2004 Frankfurt Kitap Fuarı’na önemli bir strateji değişikliğiyle, Türk edebiyatı ve yazarlarını tanıtmak amacıyla bakanlık ve Türkiye Yayıncılar Birliği eşgüdüm içinde çalışmalar yaptılar. Bu alanda çalışan telif ajanslarının ulaşımı ve fuarda telif pazarlamasının yapıldığı özel telif hakları bölümündeki stand kira bedelleri karşılandı. Telif hakları katologları ve yazarlarımızı, eserlerini tanıtan broşür vb. yayınlar hazırlandı. Böylelikle TEDA olarak bilinen projenin kurumsal yapısı oluşmamış olsa bile yaratılan güven ortamında, bu tür projelerin mali olarak çeviri ya da pazarlama desteği hatta ortak yayıncılık (co-publishing) projeleri konuşulmaya başlandı. Projenin gelecekte sağlıklı yürümesi için yabancı ülkelerde telif haklarını satın alacak yayınevleri, telif hakkı sahibiyle ve çevirmenle yaptıkları sözleşme örnekleriyle beraber başvuracak ve projesi için destek isteyecekti. Başvuruları editörler, çevirmenler, yayıncılar ve bakanlık temsilcilerinden oluşan bir danışma kurulu tarafından inceleyecekti. İnceleme sırasında öncelikle telif hakkı satışının yapılmış olması ve ilgili yayıncının kendi ülkesinde tanınmış, belli bir pazarlama ve satış gücüne erişkin bir yayıncı olması esası aranacaktı. Bu çalışmaların ilk hedefi en çok konuşulan diller olan İngilizce, Almanca, Fransızca ve İspanyolcaya yapılacak çeviriler olacaktı. Bu dillere yapılacak çeviriler başka dillere çeviriyi de kolaylaştıracağı gibi ilgili yayıncının katoloğuna giren, satış ve dağıtıma sunulan kitaplar, dolaylı pazarlamayla da tanıtılacaktı.

Çalışmalar sürerken Kültür ve Turizm Erkan Mumcu istifa etti. Yeni bakan Atilla Koç bakanlığın ilk iki yılda uyguladığı sektörle beraber hareket etme anlayışını terk ederek TEDA projesini ilan etti ve projenin uygulayıcılığını Kütüphaneler Genel Müdürlüğüne verdi. Bir başka deyişle yayıncıların geliştirdiği proje yayıncıların ve bu alandaki diğer sivil örgütlerin dışlanmasıyla başlamış oldu.

Frankfurt Kitap Fuarı'nda hayata geçirilen çalışmalar ve telif ajanslarının ve yayıncıların başarılı pazarlama faaliyetlerinin sonucunda 2005'de TEDA'nın ilk meyveleri toplanmaya başlandı. İlk listede çevri desteği listesinde yer alan bazı yayıncılar ülkenin tanınmış yayıncılarıydılar. Ancak bazı destekler bu çalışmanın da hatır gönül ilişkileriyle yürüyeceği endişesine yol açacak görünümdeydi. Projenin ana hedefi olan çok konuşulan diller ve önemli satış, dağıtım gücüne sahip yayıncılar listede azdı. Sonraki yıllarda da durum değişmedi.

Türkiye Yayıncılar Birliği, geçtiğimiz ay Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a TEDA kapsamında yapılan çalışmaları inceleyen ve öneriler içeren bir rapor sundu. Rapora göre, en çok destek alan ülkeler şöyle; Almanya 87, Bulgaristan 31, ABD 21, İran 23, Pakistan 22, Bosna 14, Mısır 13, Yunanistan 11, Fransa 10, İtalya 9, Kosova 7, Rusya 7, Suriye 7.

En çok desteğin Almanya’ya verilmiş olmasını ilk bakışta olumlu bulabiliriz. Bilindiği gibi 2008 Frankfurt Kitap Fuarı Konuk Ülkesi olmamız nedeniyle Alman yayıncılarının desteklenmesi, yazarlarımızın Almancaya çevrilmiş olması ve Alman kitapçılarının vitrinlerinde Türk yazarlarının kitaplarının olması çok önemli. Ama desteklerin verildiği yayınevlerinin listesine gözattığımızda yazarlarımızın kitaplarının kitapçı vitrinlerinde sergilenebileceğinden kuşkulanmamak elde değil.

En çok çeviri desteği alan yayıncılar; Anadolu Schulbuchverlag (Almanya) 22, Multimedia Affairs (Pakistan) 11, Önel Verlag (Almanya) 16, Literaturca (Almanya) 9, Talisa Kinderbuch (Almanya) 8, Connectum (Bosna) 7, Kelag-e Sefid (İran) 6, Syracuse University Press (ABD) 6 kitap. Bu yayınevlerinin çoğunun kendi ülkelerinde güçlü yayınevleri olmadıkları, sözünü ettiğimiz (pazarlama, satış gücü, vb.) niteliklere uymadıkları biliniyor.  

Almanya’ya yapılan 87 desteğin 7 tanesi dışındakileri Almanya’daki Türk kökenli yayıncılar almışlar. Örneğin daha çok Almanyadaki Türk çocukları için Türkçe ve Almanca ders kitapları yayımlayan Anadolu Verlag 22 projeyle desteklenirken, Önel Verlag da 16 projesine destek almış. Şirketin sahibilerinin yaptığı çevirileri yayınlayan Literaturca Verlag 9, henüz yayınlanmış bir kitabı bulunmayan Verlag auf dem Ruffel 5 projeyle desteklenmiş. Yine yayınevi sahibi Habip Bektaş’ın ve Yüksel Pazarkaya’nın kitaplarını yayımlamış olan Sardes Verlag da 2007 yılında 5 projeyle destek bulmuş. Freie Akademie e. v. adlı dernek de 5 adet destek almış. Söylentilere bakılırsa bu satırlarda adı geçen bir Türk yayıncı aldığı desteklerin çokluğu göze batmasın diye bu derneği devreye sokmuş. Yalnızca bir yazarın kitabını yayınlamak için kurulduğu izlenimi veren Talisa Kinderbuch Verlag da 8 projeyle desteklenmiş. Bu saydıklarımızın dışında Carl Hanser Verlag, Prestel Verlag, Eichborn, Shurkamp yayınevleri birer ikişer projeyle Almanya’nın önemli yayınevleri olarak listeye girebilmişler. Bu yayınevleri dışındaki başvurular yazar, çevirmen talepleriyle oluşturulmuş projeler olduğu izlenimini veriyor. Yazarlarımız eserinin desteklenmesine veya çevirmenlerin desteklenmesine itirazımız yok. Türk kökenli yayınevlerinin de destek almasına karşı değiliz, ama bu yayınevlerine verilecek destek TEDA kapsamında olmamalıdır. Eleştirimiz atılan taşın yerine gitmemiş olmasınadır. Hedef yanlıştır. 2008 Konuk Ülke faliyetleri kapsamında Almanca kitap yayınlanmadı denmesin diye etkisi tartışmalara neden olacak, yalnızca adı destek olan projelere imza atmak yerine köklü Alman yayıncılarına yönelmenin politikalarını geliştirmek daha doğru olmaz mıydı?

Amerika’ya verilen destekler de Almanya kadar olmasa da benzer hatır gönül ilişkileriyle yürümüş izlenimini veriyor. Amerika’dan yardım alan yayınevlerinin çoğunluğunun üniversite yayıncıları olması bu yayınların akademik çalışma olarak algılanmasının kaçınılmazlığını getiriyor. Hele bu proje ve kendi parasıyla kitap yayınlatmak isteyenler için kurulmuş bir yayınevi izlenimi verenler Almanya benzeri uygulamaları çağrıştırıyor.

Kıta Avrupa’sında İngiltere’deki bir yayınevi hariç (Rochkingham Pres), verilen desteklerin telif pazarlaması yapan şirketlerin faaliyeti sonucunda olduğu hissediliyor ve bu da destekleri gerçekten olumlu kılıyor. Ama Bulgaristan, Bosna ve Kosova’ya dikkat etmek de fayda var. Brezilya, Tayvan, Güney Kore gibi ülke yayıncılarına da diyecek bir şey yok. İran ve Çin, hem belli başlı tüm yayıncılarının devlet kontrolünde olması ve bu yapı nedeniyle her yayınlanacak kitabın devletin sıkı sansüründen geçmesi, hem de iki ülkenin de uluslararası telif hakları yasalarını kabul etmeyip çevirilere telif hakkı ödememeleri nedeniyle eleştiriliyorlar. Çeviri desteği yaparken Fikri Mülkiyet Hukukunu da gözetmemiz, Türk yazarlarının telif haklarının o ülkelerde ödenip ödenmediğini de önemsememiz gerekmiyor mu? 

En Çok Desteklenen Yazarlar; Orhan Pamuk 22, Orhan Kemal 11, Gülsüm Cengiz 7, Şefik Can 6, Aytül Akal 17, Sevim Ak 6, Aslı Erdoğan 6, Mustafa Kutlu 5, Behiç Ak 5, Elif Şafak 5, İlber Ortaylı 5, Perihan Mağden 5, Mustafa Ruhi Şirin 5 kitap. En çok çeviri desteği alan yazarın Orhan Pamuk olması verilen desteklerde strateji eksikliğinin tipik bir örneği. Orhan Pamuk bir Dünya yazarı, Nobel almadan önce bile yaklaşık 40 dile çevrilmiş bir yazar ve dünyanın en iyi telif ajanslarından Wiley tarafından temsil edilmekte. Hemen her ülkenin önde gelen yayınevleri Orhan Pamuk kitaplarını kendi olanaklarıyla basabilmek için rekabete girer, yüksek telif ücretleri öderken TEDA'dan en çok desteği Orhan Pamuk yayınlayanlara vermenin anlamını çözmek mümkün değil.

En Çok Desteklenen Çevirmenler; Sabine Adatepe (Almanca) 19, Halil Toker (Urduca) 11, Sabri Hammam (Arapça) 9, Beatrix Caner (Almanca) 8, Şeniz Önel (Almanca) 8, Abdul Kadir Abdelli (Arapça) 7, Mohammed Reza Mehrafza (Farsça) 7, Nehar Şişko (Kosova) 7, Hüseyin Mevsim (Bulgarca) 6, Rüstem Aziz Mümin (Bulgarca) 6, Talat S. Halman (İngilizce) 5, Şehram Şeyday (Farsça) 5, Yüksel Pazarkaya (Almanca) 5, Oya Demirci (Almanca) 5 kitap. Bu çevirmenlerin bir – iki yıl gibi kısa sürelerde bu kadar çok çeviri yapabilecekleri tartışmalıdır. Destekleri veren kurulun üyeleri Talat S. Halman'ın ve Saliha Paker'in destek almak için başvuran çevirmenlerden olması da eleştirilen konulardan. Hem jüri hem yarışmacı olmak pek rastlanan bir şey olmasa gerek.

Tüm bu dökümden TEDA'nın çeviri desteklerinin belli bir stratejiden yoksun olduğu görülüyor. Sanırım bakanlık çokça projeye destek verirsek Türk edebiyatını daha çok tanıtırız diye bir yanılgıya kapılmış. Küçük ve etkisi olmayacak çok sayıda yayıncıyı veya projeyi desteklemek ne yayıncılara fayda sağlar ne de Türk Edebiyatının dışa açılması beklentimizi yerine getirir.