Metin Celâl
ÖĞRENCİLER 100 TEMEL ESERİ OKUR MU?
Kitap okuma oranlarının her yıl gittikçe azaldığı, özellikle genç kuşakların kitapla, okumakla hiç ilişkisinin kalmadığı bir ortamda Milli Eğitim Bakanlığı önemli bir adım attı; Genç kuşakların kitapla tekrar buluşmasını, dolayısıyla Türk ve Dünya Edebiyatının en önemli örnekleriyle tanışmasını sağlamayı amaçlayan bir proje. Siyasi görüş ayrımı yapmadan edebiyatın önemli isimlerine, edebiyatla ilgili örgütlere, gazetecilere danışılarak hazırlandığı belirtilen 100 Temel Eser listesi oldukça adilane oluşturulmuş, Türk edebiyatının belli başlı yazarlarını birer eserle de olsa bünyesinde toplamış bir görünüm arz ediyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, 100 Temel Eser listesini oluşturmakla kalmadı bir genelge ile uygulamanın da nasıl olacağına açıklık getirdi. 100 Temel Eseri açıklayarak öğrencilerin ve dolayısıyla öğretmenlerin kültürün temel taşlarına dikkati çekilmesi bile önemli bir olay ama bu projenin hayata geçmesi daha önemli ve acil. Projenin nasıl hayata geçeceği de genelge ile belirleniyor.
100 Temel Eser projesinin temel amaçları öğrencilere okuma alışkanlığını kazandırmanın yanında türkçenin doğru ve güzel kullanılmasını sağlamak olarak belirlenmiş. Bu hedefe ulaşılırsa düşünen, düşündüğünü doğru ve açık bir şekilde ifade eden, algılama gücü yüksek, yorum yapan, analitik düşünen, sentez yapan, tartışan, doğruların; tek noktadan değil, çeşitli bakış açılarıyla bakmak suretiyle ortaya çıkacağını kavramış, güzellik duygusu ve estetik anlayışı gelişmiş, kültürlü gençlerin yetişeceği düşünülüyor. Genel olarak hemen herkesin destekleyeceği amaç ve hedefler. Ama bu hedeflere ulaşmanın nasıl başarılacağını merak etmemek elde değil.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) genelgede bu 100 Temel Eserin öğrencilere tavsiye edilmesini öneriyor. Yani bir okuma zorunluğu yok. Üç yılda şu kadar eser okuyun da denmiyor. Bu 100 temel eserden hangilerinin hangi sınıfta okunulacağı konusunda karar verme yetkisi de öğretmenler kuruluna bırakılıyor. Yani hepsini okutmak değil bir seçme söz konusu ve doğru bir kararla bu seçme işi öğrencilerinin eğitim düzeyini bilen öğretmenlere bırakılıyor. Bu noktada aklımıza takılan tek şey, öğretmenlerin bu 100 Temel Eserden kaç tanesini okumuş olabileceği! Çünkü öğretmenler bu 100 eserin tamamını okumuş olmalılar ki kendi öğrencilerinin seviyesine hangilerinin uyduğunu tespit edebilisin ve onlara tavsiye etsin. Oysa, gerek ekonomik şartlar gerekse yetiştirilirken verilen eğitimin düzeyi nedeniyle öğretmenler de okuma alışkanlığına sahip değil. Edebiyat dersleri veren öğretmenlerin bile bir yıl içinde okuduğu kitap sayısı bir-ikiyi geçmiyor, geçemiyor. Buradan çıkan ilk sonuç, eğer öğrencilere okuma alışkanlığını kazandırmak istiyorsak öncelikle öğretmenlerin okuma alışkanlığı kazanmasını sağlamamız gerekliliği. Yapılması gereken de öğretmenlerin bu 100 Temel Eseri okumalarını sağlayacak önlemleri almak. Maaşlarından satın alsınlar demek çözüm değil, çünkü maaşları ile temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıklarını, çoğunun günlük gazete almak için bile para ayıramadığını bu koşullarda bir de kitap satın almalarını beklemenin pek de akılcı olmadığı ortada.
MEB, 100 Temel Eserin ortaöğretim Türk Dili ve Edebiyatı dersi müfredat programı ile ilişkilendirilip okutulmasını öneriyor, yani bu kitapları okumak için ayrı bir zaman öngörmüyor. Lise öğrencilerinin mevcut eğitim sistemi içinde sadece üniversite sınavlarına odaklı bir yapılanma içinde oldukları, zamanlarının tümünü üniversite giriş sınavını kazanmak için harcadıkları gerçeği ortada iken öğrencilerin sadece bayrak törenlerinde bütün öğrenciler önünde ödüllendirileceğini bilerek bu kitapları okumaya özel bir zaman ayıracağını ummak aşırı iyimserlik olarak gözüküyor. Öğrencilere, bazı okullarda uygulandığı şekilde, özel bir okuma saati ayrılıp ve bu saatte ders kitapları dışında kitaplar okumaları gerektiği bildirilmediği taktirde, üniversite sınavı hazırlıklarını bir yana bırakıp kitap okuyacaklarını sanmıyorum. Sınava hazırlık amacıyla bir çok öğrencinin sahte sağlık raporları ile normal derslere bile girmedikleri gerçeği ortada iken sırf taktir edilmek için kitap okumalarını beklemek pek gerçekçi değil. Bu 100 Temel Eserin okunmasının bir şekilde Lise Başarı Puanları ile ilişkilendirilmesi, öğretmenlerin derslerde kitaplar hakkında sorular sormak, özet çıkarma, yorumlama gibi çeşitli yöntemlerle kitapların okunup okunmadığını ölçmesi ve bunu notlara yansıtması gerekiyor.
Diyelim ki her şeye rağmen bir öğrenci 100 Temel Eseri okumaya niyetlendi, bu noktada bakanlık öğrenciye yardımcı olacak bir tedbir öngörmüyor. Genelgede aynen Bu kitapların büyük bir kısmı piyasada vardır ve bunların bakanlık tarafından öğrencilere ücretsiz olarak dağıtımı söz konusu değildir deniliyor. Peki öğrencinin cebinde bu kitapları satın almaya yetecek kadar para var mıdır? Bu sorunun cevabı düşünülmüyor. Cebinde kitap satın alacak para varsa acaba yaşadığı yerde bu listedeki kitaplara ulaşabilir mi? Bu sorunun da cevabı düşünülmemiş. Türkiyede kaç kişinin açlık sınırının altında yaşadığını söylemeye gerek yok. Bir çok öğrencinin kitap satın alma gücünün olmadığını MEB de, hükümet de biliyor ve bu nedenle iki yıldır ilköğretim öğrencilerine ders kitapları ücretsiz dağıtılıyor. Ders kitabı almaya parası olmayan bir öğrencinin sırf taktir edileceğim diye kitap satın alabileceğini sanmıyorum. Bir öğrencinin parası olsa bile bir çok ilde ve ilçede tam donanımlı kitabevleri bulunmadığı için bu kitapların çoğuna ulaşabilmeleri de mümkün değil. İstanbulun, Ankaranın en büyük kitapçılarında bile bu kitapların çoğu yok!
Öğrencinin kitaba ulaşmasının en kolay yolu okul kütüphaneleridir. Genelge kütüphanelerle ilgili herhangi bir tedbir almıyor, sadece şöyle bir temennide bulunuyor; Okul kütüphanelerinin öğrencilerin severek, isteyerek, kendiliklerinden gelebilecekleri sıcak bir ortama kavuşturulması, gereklidir. Okul kütüphanelerinin çoğunun kapılarının kilitli, raflarının boş olduğunu, o raflara kitap koyabilmek için okul müdürlerinin tek çaresinin kitap bağış kampanyaları açmaktan geçtiğini herkes biliyor. MEBnın okul kütüphanelerine kitap alımı için herhangi bir bütçe ayırmadığı, ayırmaya niyeti olmadığı sürekli yinelenen bu kampanyalardan anlaşılıyor.
MEBin 100 Temel Eser projesi başta da belirttiğim gibi gençlere okuma alışkanlığını kazandırması açısından çok önemli ve yararlı bir girişimdir ama ilgili genelgeden anladığımız kadarıyla sadece temenni olarak kalma olasılığı büyüktür. Millî Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik, eğer mimarlığını yaptığı 100 Temel Eser projesinin lafta kalmamasını ve başarıya ulaşmasını istiyorsa destekleyici bazı tedbirleri alması gereklidir.