Metin Celâl 

100 TEMEL ESER REZALETİ SÜMEN ALTI EDİLMİŞ

“Hayırlı sabahlar Hans!” yazıyordu gazetenin manşetinde. “Öğrencilere tavsiye edilen '100 Temel Eser'i her yayınevi kendi ideolojisine göre çevirmiş. Andersen Masalları 'Bir varmış bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş' diye başlıyor. Heidi'nin dedesi 'Türk' olmuş...” deniyordu haberde. “Oscar Wilde'ın 'Multu Prens' isimli kitabında Miller ve Hans 'Hayırlı sabahlar' diye selamlaşıyor. Kitabın sonunda ise, Kaz, 'Yüce Allahım diye bağırdı sonra da suya doğru koşmaya başladı' cümlesi yer alıyor. Pinokyo kitabı da yer yer değiştirilmiş. 23. sayfada Pinokyo 'Allah rızası' için ekmek istiyor, 39. sayfada ise Ateş Yiyen'e 'Allah sizden razı olsun' diyor. Andersen Masalları-I'de 'Bülbül' masalı, 'Bir varmış bir yokmuş. Dünyada Allah'ın kulları pek çokmuş' şeklinde başlıyor. Polyanna'nın 15. sayfasında Polly Teyze, Polyanna'ya şöyle bir cevap veriyor: "Benimle böyle konuşman hayret verici. Soruna gelince, Allah'ın bana bahşettiklerinin değerini bilirim." Pinokyo'da, Pinokyo'nun marangoz babası Gephetto'nun ismi Galip Dede olarak değiştirilmiş. Galip Dede'nin başındaki püsküllü bere ise sarık olarak adlandırılıyor. Orijinal hikâyede Heidi'nin dedesinin adı Alm iken aynı yayınevinin bastığı Heidi kitabında İsviçre'de yaşayan adamın adı Alp Dede olmuş.” Yine Pinokyo, gazete haberlerine göre Türkçe çeviride orijinal metinde olmayan şu tekerlemeyi de söylüyordu: “Benim elim değil / Fadime anamın eli / El benden sebebi Allah'tan / Okumak benden, şifa Allah'tan / Elemtere fiş, kem gözlere şiş / Bir daha nazar değmez inşallah.” Üç Silahşörlerde Aramis hidayete eriyor, Heidi, Pollyanna, Mutlu Prens Allah’ın adını dillerinden düşürmüyordu. 

Geçen ağustos ayında hemen tüm gazeteler Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) ilköğretim öğrencileri için tavsiye ettiği '100 Temel Eser' listeleri uyarınca yayınlanan kitaplardaki rezaletleri konu ediniyordu. Basın mensupları bu kitapları araştırdıkça rezaletin de boyutları büyüyordu. Sorun sadece çevirilerde İslami ideolojiye uygun olarak yapılan çarpıtmalar değildi. Özellikle deyimler sözlüklerinde, bilmece ve tekerleme kitaplarında argo ve küfür kullanımı da söz konusuydu.  Ertesi gün yine Umay Aktaş imzasıyla Radikal’de yayınlanan manşet haberinde “Üstünde, Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) Tavsiye Ettiği 100 Eser, logosuyla yayınlanan 'Türkçede Deyimler' kitabına bakanlar şu ifadelere rastlıyor: 'Ağzına tükürdüğümün', 'Aklı
b.una karışmak', 'Anasını bellemek', 'b.k atmak', b.kunu çıkarmak'. 'Türkçede Deyimler' kitabı argo ve küfür sayılabilecek sözcüklerle dolu. Deyim sayılamayacak cümlelerinde yer aldığı kitapta çocuklara argo sözler ve küfürler de öğretiliyor.”

”Tek sahtekárlık çeviri değil” başlıklı makalesinde Doğan Hızlan, “Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretimdekilere okutulması mecburi 100 Temel Eser’in seçimi için bir kurul oluşturdu. Kurul, çocuk edebiyatı yazarı Mustafa Ruhi Şirin’in başkanlığında altı ay çalıştı. Kitaplar saptandıktan sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bu kitapları uygun görmedi. Üyelerin verdiği bilgiye göre, bakanlık kendi seçtikleri kitapların kabulü için
seçiciler kuruluna baskı yaptı. Kurul üyeleri de bu baskıcı anlayışa karşı durarak ve
gayet haklı olarak kendi seçtiklerinin okutulmasını istediklerinden hepsi istifa etti. Mustafa Ruhi Şirin’den başka kurul üyelerinin adları şöyleydi: Gülten Dayıoğlu, Fatih Erdoğan, Mevláná İdris Zengin, Prof. Dr. Nilüfer Tuncer, Prof. Dr. Mübeccel Gönen,
Hasan Güleryüz. Mustafa Ruhi Şirin, seçilen kitaplar için en iyi olanı tavsiye ettiklerini, 60 değişik baskısı olan Pinokyo’nun bu konuda bir örnek olduğunu söyledi. Bu durumda, seçilen kitapların niteliği şaibelidir. Kurul istifa ettiğine göre bu kitapları kim seçmiştir? Onun için bu kitaplara seçim açısından itibar etmemelidir” diyordu. Anlaşılan Milli Eğitim Bakanlığı, kurulun seçimini beğenmemiş, bürokratlar kendilerince bir liste oluşturmuştu. Nitekim Müsteşar Necat Birinci’nin daha sonra yaptığı açıklamalar da bu yöndeydi.

Basındaki haberlerin son bulmadığını gören Milli Eğitim Bakanlığı, uzun süren suskunluktan sonra, “Argo ve küfür okula giremeyecek” başlıklı bir açıklama yapma gereği duyuyordu. Anadolu Ajansı’nın verdiği habere göre Milli Eğitim Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, “Milli Eğitim Bakanlığı'nın böyle bir deyimler sözlüğü yoktur, adı geçen yayınevine ait böyle bir sözlüğü de okullara tavsiye etmemiştir. Şunu kesinlikle belirtmek gerekir ki, genel sözlüklerde yer alsalar bile küfür derecesindeki argo tabirlerin ve tabu kelimelerin yer aldığı eserlerin okullara girmesi engellenecektir. Ayrıca bu tür yayımlarla ilgili gerekli incelemeler zaman geçirilmeden başlatılmış ve incelemelerin sonucuna göre de işlem yapılacaktır” deniyordu.

Radikal Gazetesi 27 Ağustos tarihli manşetinde “Nihayet sağduyu!” diyordu. Habere göre, '100 Temel Eser' kapsamındaki bazı kitaplarda argo ve küfürlü ifadelerin yer almasına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da tepki gösterdi. Erdoğan, kamuoyunda oluşan tepki nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'i telefonla arayarak, uyarıda bulundu. Bunun üzerine Bakan Çelik, ilgili yayınevlerine dava açacaklarını, bir genelgeyle tüm okul ve öğretmenleri bu tür yayınlara karşı uyaracağını söyledi. Çelik, kitaplarda dinsel ve ideolojik oynamalar yapan yayınevlerini eleştirerek "Heidi'yi sevdiysen, otur kendi Heidi'ni yaz. Onu Müslümanlaştırmaya çalışma" diyordu.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi basın açıklaması da Bakan Çelik’i teyit eder nitelikteydi. “Basın yayın kuruluşlarında söz konusu haberlerin yer alması ihbar kabul edilerek bu tür kitaplarla ilgili olarak Bakanlığımızca inceleme başlatılmıştır. Bunun yanında söz konusu yayınların okullara sokulmaması ve satın alınmaması için tüm öğretmen, öğrenci ve velilerimiz uyarılacaktır. Ayrıca “MEB Tavsiyeli 100 Temel Eser” ifadesi kullanan ve söz konusu ifadeleri taşıyan yayınlarla ilgili olarak yargı yoluna da
gidilebilecektir” deniyordu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin öncülüğünde 10 Eylül günü İstanbul’da “Bütün yönleriyle 100 Temel Eser” toplantı düzenlendi. Toplantıya çeşitli STÖ temsilcileri, yayınevleri, yazarlar, akademisyenler, basın mensupları ve öğretmenler katılıp görüş bildirdiler. Yapılan tartışma ve değerlendirmeler sonucunda kamuoyuna şu açıklamanın yapılmasına karar verildi: “MEB’in ilköğretim ve ortaöğretim kurumları için yayımladığı “100 Temel Eser” listeleri uygulamadan kaldırılmalıdır. ST֒ler, yayınevleri, yazarlar, veliler, bilim insanları, öğretmenler ve basın bunun takipçisi olacaktır. Çocuk ve gençlik kitaplarının seçimi konusunda öğretmenlere inisiyatif tanınmalıdır. Kitap seçme ve okuma yöntemleri konusunda öğretmenlere hizmetiçi eğitim verilmesi uygun olacaktır.” Bu görüşler Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e de iletildi.

Tüm bu gelişmelerden sonra, eleştiri konusu olan kitaplar hakkında Milli Eğitim Bakanlığı ne yaptı, diye merak etmemek elde değildi. Bakan Çelik, söylediği gibi bu kitapların yayıncıları hakkında hukuki süreci başlatmış mıydı, bir genelge yayınlayıp okulları konu hakkında uyarmış mıydı? Konu gensoru önergesi olup meclis gündemine de geldi ama net bir cevap almak mümkün olmadı. Bakanlığın gensoru önergesine verdiği uzun cevaptan somut hiçbir sonuç çıkmıyordu.

“Sükut ikrardan gelir” diye düşünmeden edemedik ne yazık ki!.. Benim kişisel öngörüm, bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’nın hiçbir şey yapmayacağıydı.  3 Aralık’ta gazetelerde yer alan haberlere göre, CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın soru önergesine verdiği yanıtta, Bakan Çelik, şunları söylüyor: “Bazı sorumsuz yayınevleri, sadece kâr amacıyla, kapaklarına 'MEB tavsiyeli 100 Temel Eser' yazarak bu kitapları yayımlamıştır. İçlerinde küfre varacak kadar müstehcen ve argo özelliğinde örnekler bulunan bu derlemelerin, bakanlığımla hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar yayın piyasasında, bakanlığımızın yayımladığı listenin tematik yönünü fırsat bilerek, sorumsuzca, hatta kamu vicdanını rahatsız edecek derecede olumsuz ifadeler taşıyan kitaplardır. Bakanlığımız bunları ne incelemiş, ne teşvik etmiş, ne onları okullara tavsiye etmiş ne de satın alıp okullara dağıtmıştır."

Bakan Çelik’in açıklaması da benim düşüncemi teyit ediyor. Milli Eğitim Bakanı, ne inceleme yaptırdı, ne hukuki süreç başlattı, ne de genelge yayınlayıp söz konusu yayınların okullara sokulmaması ve satın alınmaması için öğretmen ve öğrencileri uyardı. Sadece bu rezaletin unutulması için geçiştirici demeçlerle yetindi. Halkın belleği olmadığına, basının “fikri takip” diye bir alışkanlığı olmadığına güvenildi. Ne de olsa rezalete konu olan kitapları kendi siyasi görüşlerine yakın yayınevleri yayınlamıştı. Yapılan yayınlar da dini propagandanın, çocukların belleklerine İslami ideolojinin nakşedilme projesinin bir parçasıydı. Siyaseten yapılması gereken de bu yayınların öğrencilerce okunmasını engellemek değildi. Anlaşılan her şey belirli bir planın parçası ve plan başarıyla yürütülüyor.