Metin Celâl
"TÜRK ŞİİRİ"nin başına gelenler
Kültür Bakanlığı'nın şiire ilgisi ve sevgisi bitmek bilmiyor. Anlaşılan şiirin çağdışı bir edebiyat dalı olduğunu söyleyen, azgelişmişliğin simgesi sayan bakan Atilla Koç bu düşüncesinden vazgeçmekle kalmamış, şiirsiz yaşanmayacağını da anlamış. Geçtiğimiz aylarda "20. Yüzyıl Türk Şiiri" adı ile Enis Batur, Mehmet Erdoğan, Haydar Ergülen, Hakan Arslanbenzer'e bir antoloji hazırlatan bakanlık şimdi de "Türk Şiiri" adıyla bir sesli "antoloji" hazırlatmış.
"Türk Şiiri" bir karton kutuya yerleştirilmiş 10 CD'den oluşuyor. Tematik bir çalışma. Türk Şiiri temalara ayrılarak ele alınmış. Atatürk, Aşk, Kadın, Çocuk, Bayram, Ölüm, İstanbul, Doğa, Yol ve Yolculuk, Mevsimler'den oluşuyor. CD'lerde yer alan şiirleri Mustafa Şerif Onaran, Ayşenur İslam, Birhan Keskin, Muhsin Macit, Talat Sait Halman, Mehmet Çetin, Beşir Ayvazoğlu, Yakup Çelik, Necat Çavuş, Ali Akbaş seçmiş. Her tema için bir CD var.
Editörler, Türk Şiiri'ni ayrım yapmaksızın ele alıyorlar, Divan Şiiri'nden de, Halk Şiiri'nden de, Çağdaş şiirimizden de şairler var. Ama ağırlık Çağdaş Türk Şiiri'nde. Örneğin "Kadın" temalı CD'de Halk Şiiri'nden Karacaoğlan ve Aşık Veysel, Divan Şiiri'nden sadece Nedim'den şiirler yer alırken diğer 14 şair/şiir Çağdaş Türk Şiiri'nden. Çocuk temalı CD'de ise hiçbir Divan ya da Halk Şiiri örneği yok. Diğer temalarda da durum değişmiyor.
Bu sesli antolojinin yapılış amacını, niçin bu temaların seçildiğini ve tabii bu editörlerin, neden Divan ve Halk şiirine o denli az yer verildiğini açıklayan bir bilgi yok. "Türk Şiiri"nin yayıncısı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü anlaşılan fazla masraf olmasın diyerek kağıt tasarrufu yaptığı için sadece CD'lerin üzerine şair adlarını yazmış. CD'ler, birer kağıt zarfa bile konulmamış. Kağıt zarflar olsaydı hem CD'lerin çizilip bozulması önlenmiş kalıcı bir eser oluşturulmuş olurdu, hem de bu zarflara CD'lerin içinde hangi şiirlerin okunduğu, sırası, kimin okuduğu yazılabilirdi. Günümüzde en sıradan bir müzik albümünün ekinde bile küçük bir kitapçığın yer aldığı, bu kitapçıklarda albümde yer alan şarkı sözlerinin metninin, şarkı sözü yazarının, bestecisinin hatta icracıların adı tek tek yazıldığı gözönüne alınırsa bu akla gelmeyecek bir şey değil.
Murat Kerim Ateş, Feridun Cesur, Tolga Çiftçi, Füsun Ekri, Şirin Ergüven, Sanem Gamze Gülşen şiirleri okumuş, Serkan Sönmez de müziklerini yapmış ya da seçmiş. Kullanılan müziklerin Serkan Sönmez'in birer bestesi mi olduğu yoksa sadece onun tarafından icra mı edildiği de herhangi bir yerde belirtilmiyor. Ama müziklerin icrasının popüler bir anlayışta olduğunu söyleyebiliriz. "20. Yüzyıl Türk Şiiri" antolojisinin ekinde nasıl İbrahim Sadri ve arkadaşları, şiir okuyuşlarıyla ve müzikleriyle Çağdaş Türk Şiiri'ni pop'laştırdıysa burada da aynı anlayış devam ediyor. Bu iki çalışmayı birlikte değerlendirdiğimizde Kültür Bakanlığı'nın Türk Şiiri'ni popülerleştirmek istediğini anlıyoruz. Tabii yapılan popülerleştirmek isterken değersizleştirmektir.
CD'lerin editörlüğünü yapan şair ve araştırmacılar büyük bir olasılıkla yaptıkları seçmelerin nasıl sunulduğundan habersizdirler. Ama Türk Edebiyatı üzerine eserler vermiş bakanlık müsteşarı Prof Dr. Mustafa İsen'in bu işe nasıl onay verdiğini merak ediyorum. "Türk Şiiri" deyince onun da aklına ağırlıklı olarak Cumhuriyet sonrası Türk Şiiri mi geliyor? Bir "Türk Şiiri" antolojisinde Divan ve Halk Şiiri'nin ağırlığı/payı bu denli az (göstermelik) mi olmalıdır? En önemlisi, "Türk Şiiri" böylesine popülarize edilip değersizleştirilerek mi sunulmalıdır?
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre antoloji hazırlarken o antolojide eserlerini kullandığınız şairlerden yazarlardan ya da onların varislerinden tek tek izin almak, yasanın öngördüğü biçimde sözleşmeler yapmak durumundasınız. CD'lerin konduğu karton kutunun üzerinde "© T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü" yazıyor. "©" işaretinin anlamı bu yayının telif hakları T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'nündür demektir. Bu ibareyi görünce bakanlığın yasanın gereklerini yerine getirdiğini, eser sahiplerinden izin aldığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Daha önce "20. Yüzyıl Türk Şiiri" antolojisi yayınlandığında bakanlık şairlerden izin alma gereği duymamıştı. Konu basına yansımış, şairler bakanlığın tavrını protesto etmişti. Anlaşılan bu haklı tepkilerden gereken dersler çıkartılmamış. "Türk Şiiri" CD'lerinde de şairlerden izin alınmamış. Bakanlık ya da en azından Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü kendisini yasanın dışında ya da üstünde kabul ediyor. Yasayı uygulamıyor.
Bir eserde müzik kullanılırsa Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre Mesam, Müyap gibi müzikle ilgili meslek birliklerinden izin almak gerekiyor. "Türk Şiiri" CD'lerinde şiirler müzik eşliğinde okunduğu için yasaya göre bu birliklerden izin alınması gerekli. Çünkü üretilen eserde şairlerin yanında kullanılan müziklerin bestecilerinin ve icracılarının da hakları var. Bu işlemleri yapmamak için de pratik bir çözüm yolu bulmuşlar. 10 CD'lik bu yayına müzik bandrolü yapıştırmak yerine kitap bandrolü almış yapıştırmışlar. Bunu yapabilmek için de ISBN (uluslararası standart kitap numarası) almışlar. ISBN numarasını veren ajans Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı. ISBN ajansı çalışanları amirlerine CD ile kitabın farklı şeyler olduğunu anlatamamış olabilirler. Peki, FSEK uyarınca bandrol vermekle görevli Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü niçin Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'nü uyarmıyor. "Bu kitap değil CD, buna kitap bandrolü alamazsınız" demiyor. Ve esas önemlisi, "Nerede bu eserlerin izin belgeleri, sözleşmeleri?" demiyor.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nu hükümet adına Kültür Bakanlığı hazırlar. Bir çok yasa maddesinde de uygulayıcı, yürütücü olarak bakanlığın adı anılır. Eğer bakanlık kendi yaptığı yasayı kendisi uygulamıyorsa başkalarından bu yasaya uymasını beklememiz haksızlık olur. Korsan yayıncılara diyeceğimiz söz kalmaz.
Anayasamıza göre herkes yasalar önünde eşit olduğuna, FSEK de özel ve devlet yayıncıları arasında bir ayrım yapmadığına göre Kültür Bakanlığı da diğer yayıncılar ve yapımcılar gibi yasalara uygun çalışmak zorunda. O zaman bu tavrın nedeni ne? Belki de böyle bir proje ile şairlere giderlerse karşılaşacakları tepkiden çekindikleri için yasayı uygulamıyorlar, görmezden geliyorlar. Çünkü bir çok şair, şiirlerinin bu biçimde sunulmasını, okunmasını, müziklenmesini, poplaştırılmasını kabul etmeyecektir. Hele bu işin Kültür Bakanlığı'nca yapılmasını kınayacak, ayıplayacaktır. Çünkü bu tip işleri Türk Şiir'nin üzerinden para kazanmak isteyenler yaparlar. Bakanlığın böyle bir niyeti olmadığını umuyorum. Öyleyse niyet ne?
İçerik ve görünüm olarak böylesine özensiz bir çalışma ne Türk Şiiri’ne de, Kültür Bakanlığı’na da yakışmıyor.
CEVDET KUDRET YÜZ YAŞINDA
Cevdet Kudret, 1907'de doğmuş. Sanat hayatı 1927'de Serveti Fünun dergisinde başlamış. Çağdaş Türk Şiiri'nin ilk akımlarından Yedi Meşale grubunun üyesi olmuş. 1929'da tek şiir kitabı Birinci Perde'yi yayınlamış. Hikayeler, romanlar, tiyatro oyunları yazmış. Ama incelemeleriyle, araştırmalarıyla öne çıkmış, daha çok tanınmış. Türk Hikaye ve Roman Antolojisi, Örnekleriyle Edebiyat Bilgileri, Ortaoyunu monografisi, Karagöz oyunlarını derleyip incelemesi, dil ve edebiyat üzerine çalışmaları, yazar monografileri ve tabii liseler için yazdığı edebiyat ders kitapları hep bu emeğinin ürünleri. Bu emeğinin karşılığını görevden alınması, soruşturmalar geçirmesi, sürülmesi ile almış. Cevdet Kudret, neyse ki bunlarla yılmamış doğru bildiği yolda eserlerini vererek ilerlemiş.
Cevdet Kudret'in bu yıl yüzüncü yaşını kutluyoruz. Üstelik bu kutlama bir-iki toplantıyla, dergilerin özel bölümleriyle kalmıyor, bu önemli yazarımızın kitaplarının yeniden yayınlanması ile de taçlanıyor. Güzel olan yanı da bu bence. Evrensel Yayınları, Cevdet Kudret'in pek de bilinmeyen romancılığının ürünlerini, Süleyman'ın Dünyası üst başlıklı Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok ve Karıncayı Tanırsınız'ı yayınladı. Cevdet Kudret yalın ve güzel türkçesiyle Birinci Dünya Savaşı'ndan İkinci Dünya Savaşı'na ve sonrasına uzanan tarihsel kesit içinde Türkiye'yi, orta halli bir aileyi ve onların oğulları Süleyman'ın hayatını izleyerek gerçekçi bir bakış açısı ile anlatıyor.
Cevdet Kudret'in denemelerini de Merkez Kitaplar Dillerin Gizli Dünyası ve Kalemin Ucu başlıkları ile iki ciltte yayınlamış. Yine Evrensel'den Adnan Özyalçıner'in Cevdet Kudret'e saygı çalışması da yayınlandı. Yazarları anmanın en iyi yolu onların eserlerini okumaktır. Cevdet Kudret'in 100. yaşını onun eserlerini okuyarak kutlayalım.