Metin Celâl
"ŞİİRSİZ BİR YAŞAM OLABİLİR Mİ?"
Tuğrul Tanyol, kitabını imzalarken bu soru cümlesini yazmış. İkimizin de cevabını bildiği bir soru... Şiirsiz bir yaşam olmaz. Siz ondan ne kadar kaçmaya çalışırsanız çalışın şiir bir yerden gelir, girer hayatınıza. Çünkü şiir, hayatınızın her anında ruh halinizi yansıtan, hayatı anlamanıza yardımcı olan bir sanattır. Çoğu kez kendinizi ifade edecek sözcükleri şiirlerde bulursunuz. Şiiri yaşadıkça, paylaştıkça hayatınız güzelleşir, renklenir.
Şair ağabeylerimiz, Ataol Behramoğlu (Varlık, Ekim 2006) ve Refik Durbaş (31.10.06, Sabah) şiirin günümüzdeki durumuna bakmışlar, kederlenmişler. Faturayı da günümüz şairlerine çıkartmışlar. "Günümüz şairleri" deyince onların da adı aklımıza geldiği için kendilerine bu kadar gaddar davranmamalılar diye düşünüyorum. Sevgili Refik Durbaş, geçen yıl ben aynı konuda yazdığımda (Varlık, Haziran 2005) beni "acımasız" bulup yaptığı eleştiriyi (26.6.2005, Sabah) kendi kendisine tekrar etmeli. Tabii bir yılda çok şey değişmediyse... Sözünü ettiğim sakıncaların farkına yeni varmadıysa... Neyse ki son cümlesi yazısındaki tüm karamsarlığı unutturup her şeyi kurtarıyor; "Şiir, her zaman çok kişi tarafından, 'mebzul' miktarda yazılmıştır; yazılacaktır da Ama yarına 'makbul' olanı kalacaktır".
Ben de, iç karartan çoğunluğa değil makbul azınlığa bakalım diyorum. Gerçek şiiri onlar yazıyor çünkü.
HER ŞEY BİR MEVSİM
Tuğrul Tanyol, şiirde 37. yılında, yedinci şiir kitabını yayınladı. "Her Şey Bir Mevsim" (Yapı Kredi yay.), Tuğrul Tanyol'un şiir çizgisinde yeni bir aşamayı işaretleyen bir kitap bu. Kitapta yer alan şiirleri dergilerde okuduğumuzda da bunu hissetmiştik. Tanyol, yeni bir mevsime girmiş. İmgeye, dizeye önem veren şair bu niteliklerinden fedakarlık etmese de şiirini önemli ölçüde yalınlaştırmış, durulaştırmış.
Söyleyişteki yalınlaşma temada da benzeri bir gelişme yaşamasına neden olmuş. Genellikle bireyden evrensel olgulara, sorunlara yönelmeyi tercih eden ve imgelerini, dizelerin, şiirlerini böyle kuran şair, bu kez, içine doğru kapanmış. Ev şiirleri bunlar, evdeki şairin şiirleri. Ortayaştan olgunluğa doğru yol alırken yaşamla hesaplaşma çabası, bir bilanço çıkartma arzusu Şair, geçmişine doğru dönüp bakarken "nereden geldim, nerelerden geçtim, bugüne geldim" der gibi.
"Evin Tarihi" başlıklı bölümdeki şiirler, şairin evden yola çıkarak aile hayatı üzerine bir heşaplaşması gibi. Büyüyen çocuk, eskimeyen aşk ona bir şeyler anlatıyor. Geçmişe bakışta bir mutluluk, hoşnutluk hissediyoruz. Bir anlamda mutlu aşk şiirleri yazmış Tuğrul Tanyol. İyimser şiirler.
bu güzel bir yaşam, özlem yok!
öylece arayıp durduğun işaret
gizli bir anlam kelimelerin altında,
yaşamın geçip gittiği bu yerde
her yaşı bir ödül gibi kabul et
MEĞER SÖZ BAKIR
Sina Akyol da 50'li yıllarda doğanlardan, şiiri dem almış, ustalaşmış şairlerden. İlk şiiri 1967'de yayınlanmış. Yani 2007'de 40. yılını kutlayacağız. Yeni şiir kitabı "Meğer Söz Bakır" (Yasak Meyve) 1996'da yayınladığı Meğer Söz Gümüş'e atıfta bulunuyor gibi görünse de aslında şairin yıllardır oluşturduğu şiirinin izini sürüyor, derinleştiriyor.
Sina Akyol, şiir sanatının kısa ve öz yazmak olduğu inancının doruk noktası, şahikası adeta. Zaman içinde şiirlerinde kullandığı sözcük sayısını öylesine azalttı ki o kadar az sözcükle bu kadar çok şey anlatmasına şaşmamak elde değil. 14-15 sözcükle bir şiir yazabiliyor, ki bu toplam olarak aslında iki - üç dize demek. Biçimsel olarak baktığınızda Japonların Haiku'larını andırıyor ama son derece kendine mahsus şiirler bunlar. Sina Akyol çok küçük bir ânı yakalıyor, o anda belki de bilinçten geçen tek bir imgeyi sözcüklere döküveriyor.
Meğer Söz Bakır'da Akyol'un bu kendine mahsus söyleyişiyle söylediği yeni şiirlerini okuyoruz. Ustalığının tadını çıkartıyor gibi. Kendi kurduğu yapıda, adeta gözü kapalı şiirler söylüyor.
KANIT
Salih Bolat da 50'li yıllarda doğanlardan, yazmaya öyküyle başlamış, ilk öyküsünün yayınlanmasının üzerinden 32 yıl geçmiş. Tuğrul Tanyol ve Sina Akyol gibi o da ilk şiir kitabını 80'li yıllarda yayınlamış. O nedenle de onu da 80'li yılların şairleri arasında anıyoruz. Salih Bolat da Sina Akyol gibi ustalığın keyfini çıkartıyor. Kendi şiirini kurmuş, kimliğini bulmuş, imge yapısını kurmuş. O bilinçle şiirler yazıyor.
Kanıt'daki (Varlık yay.) şiirlerde de dingin bir ruh haliyle doğaya bakıyor, doğadan gözlemlerini yaşamla, yaşam felsefesiyle sınıyor, tartıyor. Yaşama ustası olmuş birinin bir gence doğanın usta gözlerle nasıl göründüğünü, onun nasıl sırlar barındırdığını anlattığı şiirler.
Kitabın son bölümü "Söylenceler", Salih Bolat'ın şiirinde yeni bir açılımı işaretliyor gibi. Şiir yapısında radikal bir değişilik yapmadan, aynı imgeleri farklı ama daha duru ve yalın biçimde ifade etme arzusu. Bakalım bu açılım şairi nerelere ulaştıracak!
SINIR TAŞI
Ebubekir Eroğlu'nun ilk şiiri 1965'de yayınlanmış. 41 yıl önce. İlk kitabı Kuşluk Saatleri de 1974'de. Ama gerçek anlamda şiirde varlığını hissettirmesi 80'li yıllara rastlar. Ebubekir Eroğlu, bir çok 80'li yıllar şairi gibi şiire hak ettiği önemi vermiş şairlerden. Şiir üzerine düşünmüş, yazmış, tartışmış. Kuşkusuz bu çabasının şiirine de katkısı olmuş. İmgeci, kendi kimliğini, sesini bulmuş bir şiir onunki de
Sınır Taşı (Yapı Kredi), son dönem şiirlerinden oluşuyor. İnsanın kendisi olması, kendini bulması gibi varoluşsal sorunları deşiyor, kendince cevaplar veriyor. İnsanın varlığı üzerine sorduğu soruların ve bulduğu cevapların üzerinde düşünmemek olanaksız. Ama bu hesaplaşma, sorgulama çabasının bir yerde şiirden, şiir söyleminden, imge yapısından fedakarlık yapmayı da gerektirdiği hissediliyor. Şair, derdini söylemekle, şiir söylemek arasında zaman zaman ikilemde kalmış. Genellikle de söylenmek istenen ağır basmış. Yaşamla ölüm arasındaki taş mıdır, bu sınır taşı bilemem ama, Ebubekir Eroğlu'nu varlık ve yokluk üzerinde bu kadar düşündürdüğüne göre önemli bir dönüm noktasıdır.
BUZ ÜSTÜNDE YÜRÜR GİBİ
Ahmet Erhan, 70'li yılların şiirinden 80'li yılların şiirine geçiş noktasındaki az sayıda şairlerden biri belki de biriciğidir. Onun şiirlerinde hem 70'li yılların heyecanını, ataklığını, çoğulculuğunu bulursunuz, hem de 80'li yılların değişen dünya içinde kendini, kimliğini sorgulayan, arayan bireyini. Kendine özgü sesi, kimliği, imge yapısı, sesi, edası olan şairlerimizdendir Ahmet Erhan.
Ahmet Erhan da 50'li yıllarda doğan şairlerden. Everest Yayınları şairin 30. Yılı için seçme şiirlerinden özel bir baskı yapmış; "Buz Üstünde Yürür Gibi".
Bir parantez açıp bu güzel kitabı okurken kafama takılan bir sorundan söz etmek istiyorum. Benim bildiğime göre Ahmet Erhan'ın ilk şiiri 1975'de Militan dergisinde yayınlanmış. 31 yıl önce. Kitap 30. Yıl Özel Baskı'sı ise burada bir yanlış bilgi mi var? Erhan'ın ilk şiiri 75'de değil de 76'da mı yayınlandı? Zira kitabın başlığının altında "1976 - 2006" ibaresi var. İkincisi, kitabın ikinci sayfasındaki biyografide "İlk kitabı Alacakaranlıktaki Ülke" deniyor. Benim bildiğim ve birçok yazarlar sözlüğünde de teyit edildiği gibi ilk kitabı "Akdeniz Lirikleri"dir (Yeni Türkü yay) ve yayın tarihi, bir çok yerde belirtilenin aksine 1980 değil, "Aralık 1979"dur. Biyografiye göre "Akdeniz Lirikleri" ikinci kitap ve 1982'de yayınlanmış görünüyor.
Ahmet Erhan, ilk kitabı "Akdeniz Lirikleri"nden son kitabı "Şehirde Bir Yılkı Atı"na (Everest) uzanan süreçte yayınlanan kitaplarından seçmiş şiirleri. Anlaşılan birçok şairin yapabileceği gibi o da şiirlerine kıyamamış. Sanıyorum 30 yıllık birikimin en az yarısını seçme şiirlerine almış. Kitap tam 421 sayfa; kalın karton ciltli, güzel bir kağıda basılmış. Özenli, güzel, tüm şairleri kıskandıracak güzellikte ve "yayınevleri şiire değer vermiyor" diyen ağabeylerimize de nazire niteliğinde. Everest Yayınları'nı şairine gösterdiği bu ihtimam nedeniyle kutluyorum. Darısı diğer şairlerin başına!..
Refik Durbaş, "Bugün, şiir kitabı yayınlayan ciddi kaç yayınevimiz var?" diye soruyor. Sorusuna cevabın bir bölümü sanıyorum yazımda okunuyor. Yapı Kredi, Yasak Meyve, Varlık, Everest ve daha niceleri, şiir kitapları basmadan edebiyat yayıncılığı yapılamayacağının bilinciyle, büyük fedakarlıklar gerektirse de şiir yayınlamaya devam ediyorlar. Çetin Altan ustanın dediği gibi "yeter ki enseyi karartmayalım", karamsarlığa bir kenara bırakalım ve şiir kitapları satın alarak yayınevlerinin bu yürekli çabalarını destekleyelim!