Metin Celâl 

Şiir Okuma Notları

Dört Kanatlı Kuş

Dağlarca, Türk şiirinin en verimli şairi. 138 kitabının yayınlandığı söyleniyor. İlk şiirini 1933'de İstanbul dergisinde yayınlatmış. İlk kitabı Havaya Çizilen Dünya'nın yayın tarihi de 1935. 1940'da yayınlanan Çocuk ve Allah'la usta şair olarak görülmeye başlamış. Özellikle Kurtuluş Savaşı'na dair yazdığı destanları ve şiirleriyle, şiir okurunun yanında halkın da dikkatini çekmiş. Ders kitaplarında yer almış. 70'li yılların sonunda itibaren de anlaşılmaz bir biçimde unutulmaya terk edilmiş. Oysa üstad hiçbir zaman şiirden kopmadığı gibi sürekli kitap yayınlatmış. "Büyük şair" denilip, ders kitaplarının sayfalarına terk edişte Dağlarca'nın bitimsiz enerjisinin, okurun izlemesine olanak tanımayan kitap yayınlatma temposunun etkileri nelerdir bilemiyorum. Ama 80'li yıllardan bugüne kadar Dağlarca'nın yeni eserlerinin, kitaplarının genel bir suskunlukla karşılandığını söylemeliyim.

Bu yıl yayınlanan İçimdeki Şiir Hayvanı (Norgunk) Dağlarca'nın şiir ortamı tarafından yeniden keşfedilmesine neden oldu. Yıl içinde ard arda yayınlanan yeni kitapları, "Orda Karanlıkta Olurum", "Arkası Siz", "Genç" de (Yapı Kredi yay) coşku ile karşılandı. Özellikle şairlerimiz Dağlarca'nın ne kadar büyük ve önemli olduğunu tekrar idrak ettiler. Ve bu kitaplar öylesine büyük bir övgü seline boğuldu ki Dağlarca'nın şiirinin bugünkü konumu üzerine durup düşünmek, soğukkanlı bir değerlendirme yapmak adeta olanaksız hale geldi.

Dört Kanatlı Kuş (Yapı Kredi yay.) Dağlarca'nın seçme şiirler kitabı. Üstadın yayınlanmış kitaplarının çokluğu gözönüne alınırsa bir anlamıyla Dağlarca külliyatına hızlı bir bakış da sayılabilir. Çünkü çok çeşitli dönemler, eğilimler geçiren Dağlarca şiirini anlamaya hemen hiçbir seçmenin yetirli olmayacağı açık. Hele antolojilere alınan bir kaç şiire bakarak üstadın şiiri hakkında kanı sahibi olmak mümkün değil.

Dört Kanatlı Kuş'un ilk baskısı 1970'de Varlık yayınlarınca yapılmış. Girişinde Yaşar Nabi Nayır'ın önsöz olarak sunulan "Dağlarca ve Şiiri" başlıklı yazısı da yer alıyor. Yazının sonunda da "Bu kitaptaki şiirleri, şair seçmiştir" notu var. Dağlarca'nın yayınlanan kitaplarıyla birlikte Dört Kanatlı Kuş'un da değişip geliştiği anlaşılıyor. 27 yıl sonra yapılan Yapı Kredi Yayınları baskısında Yaşar Nabi'nin yazısı en sona alınmış. İlk baskının sonunda Asım Bezirci'nin hazırladığı bir "Bibliyografya" yer alıyor ve Dağlar ile ilgili yayınlanmış yazılar, söyleşiler ve antolojilerdeki Dağlarca şiirlerinin ve tüm şiir kitaplarının listesi veriliyor. Yeni baskıda bu çalışma yok. Oysa, Dağlarca'nın tüm yapıtlarını içeren bir bibliyografya'nın bu kitapta yer alması çok uygun olurdu. Çünkü üstadın tüm eserlerinin doğru bir listesine ulaşamıyoruz. Yeni baskıda Dağlarca, (yanlış saymadıysam) 86 kitabından şiirler seçmiş, yeni kitaplardan eklenen şiirlerin yanında önceki kitaplardan seçilen şiirlerde de farklılıklar var. Örneğin, ilk kitap Havaya Çizilen Dünya'dan ilk baskıda iki şiir yer alırken ("Bir Gece" ve "Komşumun Sokak Kapısı") daha sonraki baskılarda beş şiir yer alıyor ("Havaya Çizilen Dünya", "Bir Gece", "Kaybolmak Arzusu", "Bir Atmosfer", "Çocukluğum") Çocuk ve Allah'tan ilk baskıda sekiz, yeni baskıda on sekiz şiir var.  Önemli bir fark da bölüm başlarına her kitap için bir paragraflık açıklamalar konulmuş olması. Başlarda Dağlarca'dan üçüncü tekil kişi gibi söz edecek biçimde (örneğin Nötron Bombası için "Ozanımızın en sevdiği toplumsal yapıtı" gibi)  yazılmışsa da Akşamcı kitabından itibaren ("Bu yapıt, yaşamım boyunca beni ilgilendiren bir konuyu açıklar" gibi.) birinci tekil bir hal alıyor. Dağlarca'nın bu açıklamaları Dört Kanatlı Kuş'a ayrı bir anlam katıyor. Şairin şiirine nasıl yaklaştığını, yorumladığını anlıyorsunuz. Tabii, seçilen şiirler de bu açıdan önemli. Dağlarca'nın seçimi, Dört Kanatlı Kuş'a aldığı şiirler tartışmaya değer. Bir çok kitaptan çok daha iyi, o kitapların özelliğini yansıtacak şiirler seçilebileceğini düşünüyorum. Çocuk kitaplarının niye ayrı tutulmadığı da sorulabilir. Ama üstad böyle taktir etmiş, kendi seçimi. Saygı duymak gerek.

Dört Kanatlı Kuş, çağdaş şiirin bu büyük ustasının yeniden keşfinde, Dağlarca'nın hem nitelik hem de nicelik olarak ele avuca sığmaz şiirine giriş için bir rehber kitap sayılabilir.

 

Kuş Uçsa Gölge Kalır

Gülten Akın, iki ay arayla iki kitap yayınladı; Kuş Uçsa Gölge Kalır (Yapı Kredi yay. Mayıs 2007) ve Celâliler Destanı (Yapı Kredi yay. Temmuz 2007). Kuş Uçsa Gölge Kalır, son on yıldır yayınladığı olgunluk dönemi şiirleri çizgisinde. Sonra İşte Yaşlandım'dan başlayarak yayınladığı bu şiirlerde Gülten Akın, hüzünle dokunmuş, imalarla gelişen, lirik bir ses yakalamıştı. Yaşlandığını düşünen, hisseden bir kadının gözünden hayatın, dünyadaki değişimlerin ve ev-aile-gündelik hayat çemberinde sıkışmanın verdiği ıstırabın yansıdığı şiirlerdi bunlar. Duru bir sesle, sakin bir tavırla kendinden, bireyden daha çok söz ediyor, doğayla, hayatla, ölümle, nesnelerle ilişkisini anlatıyordu. "bende bir gülten kaldı / hangi bağa diksem yabancı" dediği Kuş Uçsa Gölge Kalır'da bu çizgisini sürdürüyor.

İkinci kitap Celâliler Destanı 1980'lerde yazılmış. Gülten Akın kitabın "Sunu"sunda şöyle diyor; "Celâliler Destanı ise koca Osmanlı Mülkü'nün ayakta olduğu bir dönemde, zulmün ve buna karşı kalkışmanın, büyük ve uzun isyanın destanı olsun diye yazıldı.

"İmparatorluk onmadı bir daha. Cumhuriyet ve onunla başlayan devrim süreci dışardan ve içerden nedenlerle 'İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle' amacına ulaşamadı. Gerçek bir demokrasinin koşullarıysa bir türlü oluşturulamadı.

"'Celâliler' yeniden türedi. Çoğaldı. Karşı kalkışmalar kanla, acıyla, hışımla sindirilmeye çalışıldı."

Gülten Akın, her zaman halk edebiyatına yakın durmuş, ağıtlar, türküler yazmış, onları kendi şiir ve diliyle yeniden yoğurmuş. Destanlar da aynı ilişkinin sonuçları. Gülten Akın'ın daha önce yayınlattığı iki destanı daha var; Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı ve Seyran Destanı. Celâliler Destanı'nı da o çizgiye koyabiliriz. Zaten aynı zaman diliminde yazılmış. Destanın dili bana ağır geldi. Osmanlı döneminden söz edildiği için o dönemin terimleri ("mir-i aşiret", "müsellâh adam", "def-zulma", "ehl-i şer" vb.) kullanılmış. Gülten Akın, Celâli İsyanları'nı sonunda "Baskında Bir Ana" şiiri ile günümüze, 70'li yıllara bağlıyor. Oğlu gözaltına alınmış, belki işkencede olan bir ananın evinin aranmasını, sorgulanmasını anlatıyor. "Ah Ülke" şiiriyle, "şimdi aşk bile zorba" dizesiyle de bitiyor kitap.   

 

Vâridik, Yoğidik

Seyhan Erözçelik son kitabı Vâridik, Yoğidik'de (Simurg Kit.) "Az söz, öz söz" diye yola çıkmış. Kitabın sonunda amacını şöyle açıklıyor; "Bütün Türkçelerdeki ortak sözleri kullanmaya çalıştım. Yine de bu, denemeden çok, bir işaret. Dilimi sevdiğimi hep söylemiştim. Bu dilin sırlarını açmaya çalışıyorum. Bu kitabın değişik Türkçelerde de anlaşılmasını istiyorum."

Şiir az sözle çok şey anlatma sanatıdır. Seyhan Erözçelik bu tanımı "hiç sözle her şeyi anlatmak" haline getirmeye çalışıyor sanki. Kullandığı sözcük sayısını olabildiğince azaltmış. Zaten bütün Türkçelerdeki ortak sözleri kullanmaya çalışma arzusu da bunu gerektiriyor. Diğer Türkçelerle çok fazla ortak sözcüğümüz yok yazık ki!..  Seyhan Erözçelik, bu zorluğu yarattığı sesle, müzikle aşıyor. Varlık ve yokluk üzerinde düşünürken "ben" ve "sen" yetiyor şaire. Varlığımız da yokluğumuz da karşımızdakine (sevgiliye) göredir. O varsa biz de varız, yoksa biz de yoğuz. Tasavvufi bir bakış var bu söyleyişte; "Yokluğum. Varlığımdır."