Metin Celâl
CEMAL SÜREYA; "KİŞİLİKLİ BİR ŞAİR"
İnce elemiş, sık dokumuş. Titiz davranmış. Az yazmış, öz yazmış, o nedenle "Şiirsiz şair" diye bile anılmış. Geç şiir yayınlamış. İlk kitabı da geç çıkmış. Ama hep ilgiyle karşılanmış, tartışma yaratmış. Üvercinka, ilk kitabı (1958), "bu kitapla bir kuşak şairini buldu" diye nitelenmiş. Övmek için de, kötülemek için de şiiri, "zekâ şiiri" diye nitelendirilmiş, "buluşların peşindedir, buluşlarıyla ilgi çekmek ister" denmiş. İkinci Yeni'nin faturası ona çıkartılmış; anlamsız, saçma bulunmuş, okunmadan değerlendirilmiş. Cemal Süreya'nın cevabı ise çok net olmuş: "İkinci Yeni bir güvercin curnatasıdır. Ben alçaktan uçuyorum. Avcılardan değil, arkadaşlarımdan korktuğum için" (Enver Ercan, Şair Çünkü Onlar, 1990). Çünkü derdi bizimkinden farklı değildir, "şiiri her şeyden önce şiir olarak ele almak öyle değerlendirmek gerekir" diye düşünür (Hilmi Yavuz, Cemal Süreya ile Konuştum). Aklın yolu birdir, bizden çok önce, "Kişilik yeni şiir için her şeydir. Yeni şiir davranışından ancak şiirlerini kişiliklerine yaslayabilen şairler seslerini bugünden yarına duyurabilecek, öbürleri bunca gürültüler, kelime yağmaları, mısra talanları arasında yok olup gidecekler" demiştir (Halis Acarı, "Üvercinka dedi ki ", 1958).
O yıllarda "faşist", "komünist", "ahlaksız", "yeteneksiz" gibi ağır sıfatlarla lanetlense de İkinci Yeni şiiri gösterilmek istendiğinden çok farklı bir konumdadır. Ebubekir Eroğlu, "Şiirimizde 1950'li yılların özelliği, modernleşmenin tarif edilebileceği bir atmosferde toplamış olmasıdır. İçinde her şairin kendi kozasını ördüğü bu atmosfer, modern şiirin hemen hemen tüm kollarının yansıdığı yer olduktan başka; modern öncesi değerlerimizin yeni bir şiir dilinde ifadesini mümkün kılan bir ortamın oluşmasına yol açmıştır" der Modern Türk Şiirinin Doğası'nda.
1958'de Edip Cansever Umutsuzlar Parkı'nı, İlhan Berk Galile Denizi'ni, Cemal Süreya Üvercinka'yı yayınlar, 1959'da onları Turgut Uyar Dünyanın En Güzel Arabistanı ve Ece Ayhan Kınar Hanımın Denizleri ile izler. Aslolan eserdir ve çağdaş Türk şiirinin en önemli eserleri arka arkaya yayınlanmaktadır. Bugün Türk şiirinin klasikleri diyebileceğimiz kitaplar
Üvercinka, usta işi bir kitaptır. İlk kitaplardan beklenen hiçbir acemiliği taşımaz. Şairin 1953 - 57 yılları arasında yazdığı şiirlerden seçtiği 29 şiirden oluşur. Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcüktür. Cemal Süreya, Üvercinka'yı "Barışa aşka dönük bir kavram," diye tanımlar ve devam eder, "kitaba ad olarak seçmeme gelince bunun iki nedeni var. Birisi belli: günümüz şiiri ve bu arada benim şiirim kelimeyi zorlayan bir şiir. O adla şiirimi özetlemiş ya da bir parça belirtmiş oluyorum galiba. İşin ikinci nedeni son derece özel, salt günlük yaşamıma ilişkin bir şey" (Pazar Postası, Ekim 1959). Kitap, Cemal Süreya'nın bir söyleşisinde de belirttiği gibi "şok etkisi yaratır". Adından başlayarak, dile yaklaşımı, söyleyişi, humoru kullanışı hepsi tartışılır ve çıkartılan tüm sonuçlar İkinci Yeni'ye bağlanır. Yani Üvercinka İkinci Yeni ile özdeşleştirilir, eleştirilerde örnek eser olarak alınır.
Cinselliği yok saymayan bir aşktır Üvercinka'nın ana izleği. Kitabın ilk şiiri San'da "Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/ Dört nala şevişmek lâzım" derken bu olguyu belirler ve kitabın son şiiri Yazmam Bir Daha Aşk Şiiri'ne dek cinselliği yoğun bir yaşam deneyinde sınayarak görkemli bir aşka eklemler.
Cinselliği çağdaş Türk şiirine sokarken şiirini ince bir alayla örer. Belki de bunun nedeni gerçekte doğal karşılanması gereken bir olguya toplumun kınayıcı, ayıplayıcı yaklaşımının yadırgatıcılığının farkına varmış olmasıdır. Önceleyin'de "Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde / Sen çıkardın utancını duvara astın / Ben masanın üstüne kodum kuralları / Her şey işte böyle oldu önce" derken bu durumu vurgular ve önceden belirlenmişlikler bir yana bırakılıp, iki insan doğallıklarıyla birbirine yaklaşır.
Aşk bedenlerin birbirini tanımasıyla gelişir Cemal Süreya'nın şiirinde. Yalnız saçlar, gözler, eller ya da yüzle tanımlanmaz sevgili, tüm bedeniyle vardır. Bu nedenle sevda şiirleri yatakların sıcaklığını, tenlerin birbirini tanımasını da anlatır insana.
İkinci Yeni'ye getirilen eleştirilerin aksine Cemal Süreya, Üvercinka'da somutun soyutlanması anlayışıyla değil somut olanın somut olarak yansıtılması anlayışını kurar. İkinci Yeni'yi yermek amacıyla şiirini örnekleyerek kendisini eleştirenlerle ayrıldığı yer şiirin nasıl ifade edileceğidir. O tercihini imgeden yana yapmıştır. İmgecidir ama imge sistemi görsel olduğu için eğer kötü niyetiniz yoksa onun anlattıklarını anlamamanız olanaksızdır. Şiirinde yer bulan ve eleştirilere kaynaklık eden "Seni kucağıma alıyorum / Tarifsiz uzuyor bacakların", "Gülün tam ortasında ağlıyorum" gibi gerçeküstü imgeler bu somutluğu renklendirir sadece. Anlamak istiyorsanız anlamayacak bir şey yoktur.
1958'de "Üvercinka'yı okuduktan sonra başka türlü düşünür oldum. ( .) Cemal kuşağının en güçlü şairlerinden biri hatta en güçlüsü" der Asım Bezirci. Aynı Bezirci İkinci Yeni'nin özelliklerini sayar; "İçerik ve biçimce Türk şiir geleneğinden kopma; Biçimi içerikten üstün ya da ayrı görmek, ona öncelik tanımak; konuşma diline, yaygın/ortak dile sırt çevirmek; özgür çağrışım yöntemini kullanmak, çağrışımların birlik ve uyumuna bakmamak; soyutlamaya yönelmek, parçayı bütünden, tekili çoğuldan kopartmak; anlamsızlık; imgeyi içeriğin üstüne çıkartmak; us dışına çıkmak; güç anlaşılmak, kapalı olmak; okurdan uzaklaşmak yahut mutlu, aydın azınlığa seslenmek; halka seslenmeye, konuşma diline yaslanmaya karşı çıkmak; çevreden kaçmak, bunu için toplumun, ulusun tarihiyle bağları gevşetmek ya da kopartmak" (2. Yeni Olayı, 1974) ve hemen her birinde örnek olarak Cemal Süreya'dan da dizeler alır. Oysa bu kıstasların hemen hiçbirine uymaz hatta aykırı düşer Cemal Süreya.
Ben nereye gittimse zulumlardı
Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm
Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu
Namussuz bir çağ bu biliyorsun (Kanto)
Üvercinka'nın oluşumunu belirleyen ince alay ister istemez şairi nükteye, şaşırtmacaya yöneltir ve bu eğilim şiirle nükte arasındaki kıldan ince dengenin zaman zaman nükte lehine bozulmasına yol açar.
Cemal Süreya, sadece biçime önem vermek bir yana, özü iyi iletebilmek için gerekli olan en uygun biçimi bulmuştur. Şiirlerini adeta söyleşi üslubunda yazar, konuşma dilini kullanmayı önemsediğini sık sık belirtir. Şirini tadının alınmasında bu biçim ve öz birlikteliğinin önemli bir payı vardır kuşkusuz. Soyutluk, anlamsızlık, usdışılık, güçanlaşılırlık, toplumdan kopukluk gibi suçlamalar ise bu şiirde örneklerini bulamaz, havada kalırlar.
Oluşturulan soluk soluğa ritm hiç durmaz ve kitabı bütün olarak okursak şairin sesinin özgünlüğünün ayırdına varmamızı sağlar. "Kahin-klin, kahin-klin", "Modigliani oğlu Modigliani" gibi bazı dizeler cımbızla çekilip alınmazsa Üvercinka'da anlamsız hiçbir şiir yoktur.
Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu (Cıgarayı Attım Denize)
Üvercinka'da alttan alta coşku da sezilir. İmge yapısının temelini oluşturan doğa ve şiirin genel mekanlarına bakışında iyice belirginleşir bu nitelik. Özgürlük tutkusu, sevgi, topluma bakıştaki sevecenlik gibi bir çok duyguyu yansıtan imgeler İkinci Dünya Savaşı sonrası yayınlanan bir çok şiirde olduğu gibi Üvercinka'yı oluşturan şiirlerde de görülür.
Şiirde çok tartışılan bir olgudur etkilenmeler. Cemal Süreya'ya getirilen eleştirilerden en sık vurgulananı da budur. Cemal Süreya kendi şiir geçmişini, geleneğini, dilini bilir ve tüm bunlardan yararlanarak yeni bir şiir üretir. Okuyan, araştıran, geleneğin içinden kendi şiirini çıkartıp olgunlaştırmak isteyen her genç şair gibi hem dünya, hem de Türk şiirinin etkilerine açıktır. Üvercinka'da çağdaş Fransız ve Türk şairlerinin dizelerinden esintilere sık sık rastlarız. Hamza Süiti, Hür Hamamlar Denizi gibi şiirleri okurken nasıl Salah Birsel'i anımsarsak, "Büyük bir ihtimalle ölmüştük/ Şehir kan kıyametti ayaklarımızda" gibi dizeleri okurken de Attilâ İlhan şiirleri gelir aklımıza. Cemal Süreya bu durumu sonraları yaptığı söyleşilerde "Ben eski edebiyatımızın değerleriyle de, batı edebiyatının değerleriyle de beslendim" diyerek ve isimler vererek gönül rahatlığıyla açıklamıştır. Zaten bu etkilenmeler geçicidir. Sonuçta okunan Cemal Süreya'nın kendi şiiridir. Boşuna, "Şair için kişilik her şeydir" dememiştir.
Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı
O başakta o Konya'da seni ararım
Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi
Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i
Erizancan'ın düzünü asma bahçelerini Babil'in
Antalya'nın denizini o denizin dibini
Beş türlü yengeç yaşayan sularında
Çağanoz adi pavurya çingene pavuryası ayı pavuryası bir de çalpara
Göçebe'nin (1965) açılış şiiridir Ülke. Şairin yapı, biçim ve söyleyişteki ustalığını müjdeler. Coğrafya olarak tüm ülkeye açılan şiir cinselliği de yalnızlığından kurtarıp yaşamı oluşturan tüm olguları kavrayacak şekilde açar. Şiir birikimini sorgulamaya alırken onu tezgâhına bir gereç, bir yapıtaşı olarak koymaktan da çekinmez. Şiirlerinde çok anlamlılıkla birlikte soyutlama da yerini bulur.
Üvercinka'dan yedi yıl sonra yayınlanan Göçebe'de sadece 17 şiir vardır. Üvercinka'nın etkisini yaşayanlar için bir anlamda hayal kırıklığı, hatta düşüşün örneği olarak bile algılanır. "Düzyazı havasında" diye bile eleştirilir. Bu düzyazı havası nereden çıkartılmıştır anlamak kolay değil. Zira şair, geleneksel şiir teknikleri içinde adeta bir arayış içindedir, denemekten kaçınmaz, sesin izini sürer. Hece ölçüsüyle bile şiirler yazar.
Neyse ki Göçebe'nin getirdiklerini doğru algılayanlar da vardır. Doğan Hızlan, "Beni Göçebe'de en çok ilgilendiren özellik Süreya'nın mısracılıktan büyük şiir katına yükselmesidir" der (Cemal Süreya'ya Giriş). Ülkü Tamer, "Bu böyle biline; Göçebe Üvercinka'dan çok çok iyi bir kitaptır" der ve ekler "Okundukça tadına varılan şiirler. Ama ancak şiir denilen tatlı tedirginliği bilenlerin tadına varacakları şiirler" (Göçebe Üstüne Sevgiler).
Değişik, kullanımı az sözcüklere, özel isimlere, yer adlarına meraklıdır. Dünya tarihine ve Türkiye coğrafyasına yaptığı girişle birlikte atlaslar, sözlükler ve tarihçelerle bezenir şiir ve yepyeni bir açılım kazanır. Şiirin ucu bu nedenle zor yakalanır bazıları için ve anlamsızlık suçlamasının yoğunlaşmasına yol açar.
"Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri" diyen Göçebe'dir kitabın kapanış şiiri. Göçebe şiirinde Ülke şiirindeki izlekleri iyice derinleştirir. Tarih ve coğrafya derlenir, toparlanır, araştırmasının yeni bir aşamaya geldiğini müjdeler ve orada durur. İpuçlarını vermekle yetinir ama bizi bir senteze götürmez."Yüzüm giyotine abone" dizesiyle ve İşte Tam Bu Saatlerde'de "Köklerimiz kendi çiçeklerinden ürküyor" diyerek düğümü iyice sıkar.
"Elbette daha ustayım. Ayrıca şiiri daha bir yayıyorum. Tarihsel bir çizgi yakalıyorum. Anadolu'yu divanece dolanıyorum. Göçebe'deki yalınlıktan daha "gayrisafi", ama daha ağırlıklı bir aşamaya geçiyorum. Bir yerde Şeyh Galip'i, bir yerde Yunus Emre ve Pir Sultan'ı yoklayışım da bu kitaptadır (Doğan Hızlan'la söyleşi, 1982) diye anlatır Beni Öp Sonra Doğur Beni'yi (1979). Üvercinka'da "Kızılırmak parça parça olasın" dizesiyle ucunu gösteren "şiire düşman" (!) folklor ve Divan Edebiyatı bu bilinçle yerini bulur şiirlerde. "Yarattığım her imgenin hem çağdaş duyarlığı kavramasını hem de şiirimizin en eski örnekleriyle çağrışım bağı kurmasını özlerim" (Can Kolukısa ile söyleşi, 1973) diyerek bu olgunun altını çizer.
Bu kitapta dize işçiliğinde yetkin örneklere ulaşır. Şehirle, insanla, Türkiye'yle, İstanbul'la hesaplaşır. Başlangıç şiiri Bir Kentin Dışarıdan Görünüşü'nde fenikelileşmek kavramını açarken "Deniz kaçkını bir ulusun çocuklarıyız biz" diyerek toplumsal yapıyı nasıl kavradığını belirler. Ayrıntılarda, bireysel durumlarda, hayatın günübirlik küçük görünümlerinde şiiri arar, bulur. Bu arayış aslında onun toplumcu bakışının bir sonucudur. Ortadoğu, Yeraltı, Vakit Var Daha gibi şiirler bu bakış açısını yansıtır.
"Beni Öp Sonra Doğur Beni'de bir şairin 1960'tan sonra ülkemizde iyice beliren kökten düzen değişikliği konusundaki düşüncelerini, tarihin bu anlamdaki gelişim çizgisini kavrayışını, bireyin, sınıfsal konumuna paralel olarak, kendini soyutlamaksızın toplumun bugünkü ortamıyla yüzleşmesini izliyoruz" diye yorumlar kitabı Selim İleri (Cemal Süreya'nın Şiirleri,1974).
Sonuçta, 70'li yılların toplumsal hareketlilği içinde yazılmış şiirlerdir bunlar. Cemal Süreya da bu toplumsal uyanışta yerini net olarak belirlemiş ona göre davranmış aydınlardandır. Marksist literatürden çevirilerin altında onun imzası olması boşuna değildir.
Türkiye'nin röntgenini çeken bu şiirler içinde Onlar İçin Minübüs Şarkısı'nın ayrı bir yeri vardır. Üvercinka'dan sonra geriye çekilmeye başlayan ince alay bu şiirde doruk noktasına ulaşır. Toplumsal eleştirisini günlük konuşma diliyle, neşeyle, espriyle yapar. Sözün ve dilin belini kırar. Türkiye'nin sosyal yapısı üzerine savlar ileri sürer. Göndermelerin kimlere yapıldığı ayırdedilirse şiir daha da farklı bir boyuta ulaşır. Ama o günlerin moda eğilimlerine kapılmaz, slogan atmaz, imgeden kaçmaz, yazdığının şiir olmasına önem verir. Toplumsal görev için şiiri feda etmez.
Ortadoğu'da gizlenmiş bir tarihin anlatıcısıdır. Bu dört bölümlük uzun şiirde tarih görüşünü açarken aynı zamanda siyasi duruşunun, toplumcu bakışının da net olarak anlaşılmasını sağlar.
Biz kırıldık daha da kırılırız
Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
Hırsız da bilmiyor çaldığını
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
Şiirimiz, aşkımız yeniden
Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki
Kekre bir şey var bu havada
Geçmişle gelecek arasında
Acıyla sevinç arasında
Öfkeyle bağış arasında (Ortadoğu)
Bir ustalık kitabıdır Beni Öp Sonra Doğur Beni. Ondan sonra ne gelirse biraz eksik, biraz yavan tad verecektir kaçınılmaz olarak. Toplu şiirleri Sevda Sözleri'ne (1984) eklenen ve dergilerde yayınlanan şiirlerin toplamı olan Uçurumda Açan'ı (1984) bu bakış açısıyla okumuştuk. Oysa bu kitapta da dergilerde yayınlandıklarında coşkuyla karşılanmış şiirler vardır. Belki durup soluklanma, geçmişin muhasebesini çıkarma, onunla hesaplaşma şiirleridir; hem poetik, hem de hayati anlamda.
Enis Batur, "Cemal Süreya'nın erotizmi, tuhaf bir dengede hedonizm ile yan yana gider: Bazen şiirin sıcaklığı yengiyle çıkmıştır işin içinden, bazen de gövdenin sıcaklığı. Ne olursa olsun, en üryan anında bile mahcup bir kişiliği taşır onun şiiri" diyor (Cemal Süreya'nın Şiiri İçin 10 Kıvılcım, 1990). Uçurumda Açan'da aşk cinsellik boyutundan sıyrılır incelerek estetik boyutlara varır. Özlemdir ağır basan. Yaşla, olgunlaşmayla ilgi kurulabilir mi, bilmiyorum. Ama sevgiliye bakıştaki hüzüne de dikkat etmek gerekir. Füsun Akatlı da bu duruma dikkati çekiyor bir yazısında; "Neredeyse şen şakırdır ve kahırlı, acıklı hiç değildir Süreya'nın hüznü; Eros'un attığı okların açtığı kanamayan yaraların sızısıdır." Uçurumda Açan, Üzerinden Sevişmek, "Aşklar var unutulmamak için, / Boğulmak için ilk sevgili" diye sonlanan Var ve "Daha senin nen olayım isterdin, / Onursuzunum senin" dediği dillere yerleşen iki dizelik şiiri Ama Senin bu hale örnek olarak gösterilebilir.
Beni Öp Sonra Doğur Beni'de Yunus Emre, Âşık Paşa, Köroğlu, Süleyman Çelebi gibi ustaları isim isim sayıp gönül borcu öderken, Uçurumda Açan'da çağdaş şiirin ustalarına, dostlarına gelir selamlama sırası; Ceyhun Atuf Kansu, İlhan Erdost, Mübeccel İzmirli, Behçet Necatigil şiirlerle anılır. Bir çok şiirinde de şairlere selamlar gönderilir isimler vererek, anı kırıntıları imgeselleştirilerek
Sıcak Nal (1988) ve Güz Bitigi (1988), peş peşe yayınlanan iki kitaptır. Sıcak Nal'da Uçurumda Açan'dan sonra dergilerde yayınlanmış şiirlerini toplar. Politikanın, hatta günlük siyasi değişmelerin yansımalarının hissedildiği şiirlerdir bunlar çoğunlukla. İnce alaya hüzün daha çok karışmış gibidir. Hiciv diyebileceğimiz kısa şiirler yazar. Bir kaç dizeyle bir siyasi durumu resmeder, yorumlar.
"Cemal Süreya, bu kitapta sabrının sonunda. Öfkeli. Göndermeler yapıyor, parmağıyla da imleyerek. Sokağına, adresine, kentine, tarihine, düşünceye, geçmişe ve yurduna. Tüm şiir sanki son iki dize için biriktirilmiştir: Yurdumsan / Söz ver Anadolu" diye yorumluyor Gülten Akın (1990).
Karaköy altgeçidinde bekliyor
Şemsiyesini tüfek gibi asmış omzuna
Ölüm meleği.
Ölüm düşüncesi, duygusu açıkça hissedilir şiirlerde. Edip Cansever'in, Turgut Uyar'ın ardından yazar. Kendini ölüme hazırlıyor diye düşündürür okuruna. Üstü Kalsın bu nedenle kült bir şiir olmuş, her erken ölümde, her can yakan ölümde "Her ölüm erken ölümdür" dizesinin özellikle atlı çizilerek ezberlerden okunur olmuştur. Bir başka deyişle söylersek; Her erken ölüm bize Cemal Süreya'yı hatırlatır.
Güz Bitigi'ni ise "yeni bir deney" olarak niteler. "O tür çalışma içine şimdiye dek hiç girmemiştim. En yalınla en kapalı öğeler yan yana. Elbet o da şiirimin doğal uzantısı ama onda değişme var" diye açıklar kitaptaki amacını.
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni diye biten şiirlerdir bunlar. Tevfik Akdağ'ın da vurguladığı gibi, ustalığın doruğunda olduğunu işaretleyen bir rahatlıkla kurulmuş, kolayca söylenmiş şiirler havasındadırlar. Tüm şiir birikimninden damıtılmış dizeler, imgeler ve en uygun bileşim Son kitap bir anlamda şiirinin taçlandırılmasıdır.
Hilmi Yavuz "Apollinaire okumuş bir Yunus Emre şiiri" diye tanımlamış Cemal Süreya'nın şiirini. Bir ayağı batıda bir ayağı doğuda olan bir şair, bir anlamda Türkiye'nin hali gibi. Türkiye'de olan, Türkiye'yi tanımlayan her şey var onun şiirinde. Biriktirir, damıtır ve "kişilikli bir şairin" kendine has söyleyişiyle belleklerimize kazır şiirini.
1985 - 2005