Metin Celâl
BENİM HÂLÂ UMUDUM VAR
(Şiir Defteri 2006 Yıllığı Değerlendirme Yazısı)
Şiiri sanat dallarının en önemlisi, hatta ilki kabul ettiğim için her zaman çıkış noktam estetik değerler oldu. Bize "şiir" diye sunulana öncelikle "şiir mi değil mi?" sorusuna cevap vermeye çalışarak bakıyorum. Bu soruya verilen cevap zaten bir çok şeyi çözümlemeye yetiyor. Verdiğim cevap "Evet bu okuduğum şiir"se zaten o eser artık benim için yayınlanabilir anlamına gelir. Bir yılın değerlendirmesini yaparken tabii bu cevapla yetinmemek gerekiyor. Bir adım öteye gitmek onları benzerlerinden ayırd edecek yönleri bulmak gerekiyor, ki bazıları bir adım öne çıksın, seçilsin, seçkinleşsin.
Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu, bir yıl içinde yayınlanan 100 dergiden (yani 800 - 1000 dergi sayısı) ve onlarda yayınlanan 10.000'e yakın şiirden söz ediyorlar. Bir kere ben Türkiye'de bir yılda gerçek anlamda 100 dergi yayınlandığına da 10.000 şiir yazıldığına da inanmıyorum. Dergi denilenlerin çoğu sadece derlemedir, seçkidir. Yayınladıklarının da çoğu şiirimsidir, mazumedir ama şiir değildir. Nasıl bir mekanizma kurulmuş ki, 100 dergi yayınlanıyor, 10.000 şiire yani 4-5 bin şairlik bir kütleye ulaşmışız ama şiirin okunmadığından yakınıyoruz. Dergi yöneticileri nasıl şiir seçtiklerini, yayınlamaya değer bulurken gözönüne aldıkları kıstasları açıklamalılar, özeleştirilerini vermeliler. Yoksa, şu anda benim gözümde töhmet altındalar. Kusura bakmasınlar, yılda 10 bin "şiir" yayınlayarak şiir sanatına kötülük ediyorlar.
Neyse ki Şeref ve Cenk bize büyük bir iyilik ederek bu 10.000 sayısını 250'ye düşürmüşler. Seçtikleri bu 250 şiir aslında Türk Şiirinin 2005'deki görünümünü tam olarak vermektedir. Ama bu sayı bile bence büyüktür. Arkadaşlar ön eleme yaptıkları için eleklerinin deliğini büyük tutmuşlar ve bu elekten geçme başarısını gösteren bir çok şiir olmuş.
Bizde antoloji, yıllık gibi çalışmalar yapılırken varolanın tamamını gösterme gibi bir çaba var. Varolanın tamamından kastımız, adı bilinen tüm şairlerin bir şekilde o çalışmada yer almasıdır, bir çeşit kataloglama ya da fihrist oluşturma da diyebiliriz. Adınız Dağlarca'ysa, İlhan Berk'se, Hilmi Yavuz ya da İsmet Özel'se bazı yıllıklarda yer almanız için yıl içinde bir tek şiir yayınlamış olmanız yeterlidir. Bu çaba, ilk bakışta makuldür ve bu nedenle genel kabul de görüyor. Aynı nedenle yıllıklarda yer almak şairler için çok önemli bir mesele halini alıyor ve şiirlere değil yalnızca şairlerin adlarına bakılıyor. Yıllıklar şairler arası nüfus sayımı gibi bir şey halini alıyor. Bu anlamda 250 şairden 250 şiir doğru bir seçimdir. Ama bence bu anlayış yanlıştır. Ormana bakmaktan ağaçları göremezsiniz.
Ben seçimimi yaparken öncelikle "şiir" olanları tespit etmeye çalıştım. Ve dediğim gibi ön elemeden geçenlerin hemen hepsini bir şekilde şiir diye tanımlayabiliyordunuz. İkinci okumada, şiirleriyle ilk kez karşılaştığım şairlerin şiirlerini "Varolan şiire ne getiriyor?", "Türk şiirine yeni bir şair kazanabilecek miyiz?", "Umut var mı?" diyerek okudum. Şiirini tanıdığım şairlerin şiirlerini ise "Yeni ne yapmış?", "Kendi şiirine bir katkıda bulunmuş mu?", "Türk şiirine ne katmış?" sorularıyla ele almaya çalıştım.
Bu soruların cevaplarından ortaya çıkan durum aslında geçen yıl Varlık'ta (Haziran 2005) yayınlanan "Günümüz Türk Şiiri İçin Tartışma Soruları" adlı yazımda değinmeye çalıştığım görünümün örneklendiği şeklindeydi, yazık ki! O yazıda da belirttiğim gibi;
"Günümüzde yazılan şiir için sorulması gereken ilk soru, sözcükleri üstüste yığarak şiir olup olmayacağıdır. Yaşama ilişkin bir soru, sorun yoksa, şair, bir şeyi anlatma, paylaşma, yansıtma ya da yenileme, değiştirme derdinde değilse yazdığı bir sanat eseri, bir şiir olarak nitelendirilebilir mi? Günümüz şiirinin temel sorunu sanat'la zanaat'ı birbirine karıştırmasıdır. Bir takım sözcükleri yanyana getirip onları imge olarak adlandırmak, o "imge"lerden (!) dizeler oluşturup alt alta dizip şiir görünümde sunmak zanaat olarak bile adlandırılamaz. Çünkü zanaatçı olmak için bile işin kuralını bilmek gerekir. Ama bu işlem asla sanat olarak değerlendirilemez.
"Genç şairler, kafalarını toplayıp başı sonu olan, sözcükleri sözcüklere, imgeleri imgelere bağlanan sonunda belki her sözcükte, dizede farklı anlam verse de bütününde de bir anlama ulaşan bir şiir yazamıyorlar. "Tema" diye bir şey sözlüklerinde yok. Bilmedikleri bir şeyi oluşturmaya çalışmaları da doğal olarak beklenemez. Bu durum tabii ki kasıtlı yapılan bir şey değil. Çeşitli etkiler var ve genç şairler bu etkilerle şiirlerini yazıyor. Bunlardan birincisi, günümüz hayat tarzının parçalanmış bir yapıda olmasıdır. Hele Türkiye'nin bugünkü halini okumaya çalışırsanız bu parçalanmışlık durumu daha net ortaya çıkar. Gelişme ve değişim o kadar hızlıdır ki değil ona ayak uydurmak, neler olup bittiğini fark etmek bile kolay değildir. Ama şair olacağım diyen bir kişi fark etmek, ya da ayak uydurmak bir yana öğrenmek, çözümlemek ve iyiye, doğruya doğru değiştirmek durumundadır. Edilgen değil etken, izleyen değil öncü olacaktır. Günümüz şiiri bu açıdan tamemen yanlış konumlanmıştır. Edilgendir, izlemeyi bile başaramayandır ve çaresiz bir şekilde kendini akıntıya bırakmıştır.
"İkinci etki, Türk şirinin tamamen yanlış okunmasıdır. Türk şiirini sadece bir biçimden ibaret görüp bir takım dil arayışları, özgün olduğu sanılan imgelerin bir araya getirilmesi ile şiir yapılacağının sanılmasıdır. Bu yanlış kanıya kapılmanın sonucunda şiir yazılmaz olmuş, yapılır olmuştur. Biçim ve içeriğin birbirlerini oluşturduğu gerçeğini bilmiyorsanız değil Türk şiirini, esas olarak şiir sanatını anlamanız ve dolayısıyla şiir yazmanız mümkün değil. Günümüz şairlerinin büyük çoğunluğu şiir üzerinde hiç düşünmüyor, var olandan hareket edip, ya sahipleniyor ya da reddediyor. Tüm eylemleri ürün düzeyinde. O ürünün şiir sanatı içinde konumlanmasını sağlayacak, ürünü destekleyecek poetikayı kuramadıkları için de tek tek şiirler düzeyinde kalıyorlar."
Bu anlayışlarla yazıldığına inandığım tüm şiirleri elemeye çalıştım. Refik Durbaş'ın kulakları çınlasın "Şairler Dövüşüyor" (Sabah, 26 Haziran 2005), "Günümüz Türk Şiiri İçin Tartışma Soruları" adlı yazımda beni acımasız buluyor. Sanırım Refik Ağabey sadece yukarıdaki paragrafları okumuş, yazının devamını okumamıştı, onun gibi tamamını okumamış olanları gözönüne alarak ve seçme anlayışımı nereye dayandırdığımı göstermek amacıyla bir kaç paragraf daha alıntılamak zorundayım;
"Yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim, günümüzde poetika peşinde olan, hatta işi en üst düzeye getirip manifestolar yayınlayan şairler de var. Ama 90'lardan beri gelişerek yer eden genel eğilim "Ne yapıyorum, ne yazıyorum?" diye düşünmek değil sadece yazmak ve yayınlatmak olduğu için bu manifesto girişimleri tartışılmadı, sessizlikle karşılandı. Manifestocu şairler şiirleriyle manifestolarını ilişkilendirdiklerinde ve manifestolarını bütünleyecek incelemeler, eleştiriler yazdıkça belki bu suskunluk duvarı aşılır ve bu çaba, umulduğu gibi, şiire yeni bir devinim katar.
"Henüz bir manifesto yazmamış olsalar da son yıllarda okuru heyecanlandıran, şiirleri üzerinde düşündüren, şiirlerini ya da tek tek dizelerini belleklere yerleştirebilen şairlerden de söz etmek mümkün. İlginçtir bu şairlerin önemli bir bölümü de Türkçe yazan Kürt şairler, yani "Kürtçe doğdum Türkçe seviyorum evreni" diyenler. İşledikleri temalarla, şiirlerinin içerikleriyle ayakları yere basan, bireysel olarak yaşadıkları sorunlarla toplumsal olanın bağlantısını kurabilen, şiir bilgisine önem veren, kendi geleneklerine olduğu kadar Türk ve Dünya şiirinin tüm kazanımlarına açık bir şiir anlayışı yavaş yavaş gelişiyor. Bu şairler şiirlerine güç veren geleneği gelecekle yani yenilikle harmanladıkça ve yoğurup geliştirdikçe çok daha güçlü örnekler verecekler. Durup biraz soluklanırlarsa ve yazdıkları üzerinde düşünüp tartışırlarsa sanıyorum 2000'li yılların şiirinin güçlü damarlarından birini oluşturacaklar.
"Hayatla, yaşadıkları coğrafyayla sorunları olan, gerçeğin soğuğunu alnında hisseden bir grup da Genç Müslüman Şairler. Onların çok önemli bir handikapları var; Şiir öyle bir şey ki üzerinde düşünmemek, çalışmamak ne kadar zararlıysa fazla düşünüp taşınmayı, tartmayı da kaldırmıyor. Bilgi oranı arttıkça didaktizm arttığı için olsa gerek teoriye de bir noktada dur demek gerekiyor. Bu durumun tipik örneği Genç Müslüman Şairler arasında yaşanıyor. Yeni bir şiir anlayışına ulaşmak amacıyla yönelinen arayışlarda fazla sorgulama ve tartışmadan gelen formalizm, mutlak doğruları bulduk anlayışı bir noktadan sonra yazılan şiiri yaralamaya başlıyor. Teoriyle pratiğin dengesi bozulup terazinin teori kefesinin ağır basmasının sakıncaları giderildiğinde buradan da yeni ve çok güçlü bir damar doğacağının işaretlerini görüyoruz."
. Galip, Ali K. Metin, Ali Günvar, Ali Hikmet, Adnan Özer, Ali Duman, Aslı Serin, Alper Gencer, Adem Turan, Ali Püsküllüoğlu, Ahmet Telli, Ali Ayçil, Ayşe Sevim, Altay Öktem, Azad Ziya Eren, Baki Ayhan T., Barış Ağır, Betül Dünder, Birhan Keskin, Beşir Sevim, Deniz Durukan, Derya Önder, Doğan Ergül, Emel İrtem, Gülten Akın, Güven Turan, Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Hamdi Özyurt, Hayriye Ünal, Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, Hüseyin Akın, Hüseyin Atlansoy, İbrahim Tenekeci, Kemal Özer, Kemal Varol, Lale Müldür, Mahmut Temizyürek, Mehmet Erte, Melih Elhan, Mesut Aşkın, Mehmet Can Doğan, Muzaffer Kale, Nurullah Can, Nuri Demirci, Osman Olmuş, Orhan Göksel, Orhan Alkaya, Oya Uysal, Ömer Erdem, Özkan Mert, Salih Aydemir, Sennur Sezer, Selçuk Küpçük, Serkan Işın, Sami Baydar, Serdar Koçak, Serkan Ozan Özağaç, Sina Akyol, Seyyidhan Kömürcü, Selahattin Yolgiden, Sinan Oruçoğlu, Süleyman Çobanoğlu, Şavkar Altınel, Şerafettin Kaya, Şükrü Erbaş, Şükrü Sever, Tahir Abacı, Tarık Günersel, Tuğrul Tanyol, Tuğrul Keskin, Tülin Er, Tozan Alkan, Uğur Aktaş, Veysel Çolak, Veysi Erdoğan, Yasin Altıner, Yaşar Bedri, Yılmaz Arslan, Yılmaz Odabaşı, Yücel Kayıran. Bu değerlendirmeler ve kıstaslarla 2005 yılının şiir yıllığında adlarını sıraladığım şairlerin şiirleri olmazsa olmaz diye düşünüyorum. Bir bakışla az gibi görünseler de, nitelik önemliyse eğer hiç de az değiller. Onların varlığı umudumu yeşertiyor.