Metin Celâl 

EKSİK ŞİİR, TAM ŞİİR

Sezen Aksu'nun 25 yıldır yazdığı şarkı sözlerinden 197'sini biraraya getirdiği Eksik Şiir'i (Metis) yayınlanır yayınlanmaz okurdan büyük ilgi görüp çok satanlar listelerinin en üst sırlarında yer aldı. Kitap, şiir ve edebiyat çevrelerinde de ilgiyle karşılandı. 15 Aralık 2006 tarihli Radikal Kitap'ın kapağında şarkı söyleyen güzel bir Sezen Aksu fotoğrafı ve "Bir Şair Olarak Sezen Aksu" manşeti yer alıyordu. Manşetin altındaki spotta ise kitabın şarkı sözlerinden oluştuğu belirtiliyordu. Kapağa göre Sezen Aksu "şair"di ama "şarkı sözleri"nden oluşan bir kitap yayınlamıştı. Radikal Kitap'ta iki ünlü ve popüler yazar, Ayşe Kulin ve Tuna Kiremitçi'nin, Sezen Aksu'nun Eksik Şiir'i üzerine yazıları vardı. Ayşe Kulin, kitaba verilen Eksik Şiir adının bir haksızlık olduğunu vurguluyor ve Sezen Aksu'nun bir çok şarkı sözünün şiir olarak da değerlendirilebileceğini yazıyordu. Ayşe Kulin’e göre, Sezen Aksu şairdi ve şiir yazıyordu.

Şiir kitaplarıyla tanıdığımız, romanlarıyla popüler olan Tuna Kiremitçi'ye göre de Sezen Aksu şairdi. Hem de Turgut Uyar'la karşılaştırılabilecek ustalıkta bir şair. "Turgut Uyar'ın yenilik amacıyla kendi şiirini her fırsatta riske etmesi gibi, sen de ustalığını riske etmekten çekinmedin" diyordu Sezen Aksu'ya hitaben. Tuna Kiremitçi yazısını şöyle bitiriyordu; "Türkçenin köklü şiir geleneğinden beslenen bir büyük ozanın hangi yollardan geçtiğini görmek, özellikle kendini ifade etme konusunda zaman zaman sıkıntı çeken bir toplumun işine yarayacak bence."

Sezen Aksu, Türkiye'nin en önemli şarkıcılarından biridir, birbirinden eşsiz besteler yapmış, bu bestelere unutulmaz güfteler yazmıştır. Ama onun bu özellikleri "şair" olmasını gerektirmez. Zaten Sezen Aksu kitabına "Eksik Şiir" adını koyarak bu durumu belirtmiştir; şarkı sözleri, güfteler eksik şiirlerdir. Çünkü şarkı sözü bestenin bir ögesidir, müzikal uyum için söz feda edilebilir. Güfte yazılırken müzikal unsurlar önemsenir, edebi değil.

Metis Yayınları'nın kitabı sunumunda da Eksik Şiir'in "şiir kitabı" olduğuna dair bir bildirim yok. Ama nedense, özellikle şairler, Sezen Aksu'nun büyük bir şair ve yazdıklarının şiir olduğu inancında.

Bu örnek de dergimizden.18 Ocak 2007 tarihli Cumhuriyet Kitap'ın kapağında ressam Yüksel Aydın'ın Sezen Aksu portresi vardı. Kapağa konu olan yazının başlığı "Aşk Şarkılarının İflah Olmaz Şairi"ydi ve yazan da şair Engin Turgut. "Yıllardır bu anı beklemiştim. Sezen Aksu şarkı sözlerinin ve şiirlerinin bir kitapta toplanması beni çok mutlu edecekti" diyor, o da Tuna Kiremitçi gibi hızını alamıyor, Sezen Aksu'nun şiirin zirve katında oturduğunu belirttikten sonra, heyecanından olsa gerek kötü bir cümle kurmak pahasına "Bence ilk kez çıkan, ilk şiir kitabının adı 'Eksik Şiir' değil, bence 'Fazla Şiir' olmalıydı" diye devam ediyordu.

Tuna Kiremitçi'nin ve Engin Turgut'un Sezen Aksu'nun kitabı karşısındaki bu heyecanlarının ve onu şiir kitabı olarak kutsamalarının temelinde şairane bir aculluk ve hislerine kapılma olduğunu düşünüyorum. Acele etmeseler ve hislerine kapılmasalar neyin güfte neyin şiir olduğunu ayırdedebilecek durumda olduklarını umuyorum. Ama, aksi söz konusuysa ve şairlerimiz bile şiirle şarkı sözünü ayırdedemiyorsa büyük bir tehlike vardır. Hele bu şairler bütün bir yıl boyunca yayınlanan iki yüzü aşkın şiir kitabının hiçbirinden söz etmek gereği duymuyor ve sadece Sezen Aksu'nun kitabı ile heyecanlanıyorlarsa bir "gaflet ve dalalet"ten de söz etmek mümkün. Türk şiirinin büyük ustalarına, birbirinden kıymetli şiir kitaplarına gösterilmeyen övme arzusunun bir şarkı sözleri kitabını "Türkçenin köklü şiir geleneğinden beslenen bir büyük ozanın" eseri diye nitelenerek yazıya dökülmesi başka türlü izah edilemez. 

 

KESKİNDOREKE FINDINFALAVA

Özdemir İnce, geçtiğimiz yıl 70. yaşını ve şiirde 52. yılını Fransa'da verilen Uluslararası Max Jacop Şiir ödülüyle ve Türkiye'de ve Fransa'da yeni yayınlanan şiir, deneme ve söyleşi kitaplarıyla kutladı.

Sessiz sedasız çıkan yeni şiir kitabı "Keskindoreke Fındınfalava" (Kırmızı yay.) bu faaliyetlerden bence en önemlisi. Kitap iki bölümden oluşuyor. Kitaba adını veren ilk bölüm elli şiirden. "Keskindoreke Fındınfalava" şairin çocukluğunda uydurduğu ve kırlarda gezerken kırlangıçlara söylediği anlamsız bir tekerlemeymiş. Bu bölümde Özdemir İnce çocukluk günlerini anlatıyor. Onunla beraber geçmişe, elli - altmış yıl öncesine, Mersin sokaklarına dönüyoruz. Şair, anasından, babasından, halasından, köydeki evden, ağaçlardan, sazlıklardan, derelerden söz ediyor. Büyük bir içtenlikle çocukluk anılarını deşiyor, bizimle paylaşıyor. "Gölgemden kaçtığım, / gölgemi kovaladığım günler…" diye ansa da o günlerin tadının hala damağında olduğu anlaşılıyor. Bir anlamda şairin kazısı bu. Kendini anlama, yaşam öyküsünü gözden geçirirken küçük anı parçalarından benliğinin gizlerini çözme çabası…

Özdemir İnce, sanki karşılıklı oturmuşuz da bize anılarını anlatıyormuş gibi söylüyor şiirini. Yöresel sözcüklerin ağır bastığı yalın bir söyleyiş bu. Anlamını kolayca çözemediğimiz bu yöresel sözcükler doğal olarak yerellik duygusunu pekiştiriyor, okuru Mersin'e, Farilya'ya, şairin çocukluğunun geçtiği yerlere ısıtıyor. Yerelden evrensele doğru açılıyor şiir. Oraları bilmesek, o sözcükleri tam olarak anlayamasak da İnce'nin yarattığı imgelerle o duyguyu, çocukluğa duyulan özlemi ve hesaplaşma arzusunu hissediyoruz.

Kitabın ikinci bölümü, Ostia Antica adını taşıyor ve birbirine bağlı 13 şiirden oluşuyor. Bölüm başlığını Roma'ya 24 kilometre uzaklıktaki bir kale kentten almış bu şiirlerde şair italyanca başlıklar kullanmış. Bu başlıklar İtalya'nın bu kale kentinde olduğunuz duygusunu yaratıyor. Bir İtalyan kentinde bir yabancı olmak…İlk bölüm çocukluğun anımsanması ise bu bölüm de yetmiş yaşın idrak edilmesinin şiirleri sayılabilir. İlk bölümdeki duru, yalın anlatım burada felsefi derinlikle güçlendiriliyor. Şair "bir yeraltı ırmağı" olmanın hesaplarını yapıyor. Ben dediği öykünün sonunu yazıyor. 

"Bir kitap yazdım evvel zaman içinde,

ama dikkat! yetişkinler yüzünden okumalı,

çocuklar, isterlerse, tersinden okuyacaklar!"

 

HER KİTABIN EL KİTABI

Gökçenur Ç. 90'lı yılların şairlerinden. Dergilerde çok sık şiir yayınlamasa da, dikkati çekti, akıllarda kaldı. Kitap yayınlatmakta ise acele etmedi. Hatta geç kaldı. İlk kitabı, "Her Kitabın El Kitabı" (Yitik Ülke), 1990 - 2004 arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor. Kitabın yapısından, üzerinde düşünülmüş, tasarlanmış bir dosya olduğu anlaşılıyor. "Şiirlerimi biraraya getireyim" diyerek değil de "Bütünlük taşıyan bir kitap oluşturayım" anlayışıyla davrandığı hissediliyor ki bu tavıra ilk kitaplarda pek rastlamayız.

Gökçenur Ç, daha kitabın ilk sayfasında yer alan biyografisinden "Her Kitabın El Kitabı" hakkındaki kanılarımızı güçlendiriyor, teyit ediyor. "Çok şiir okudu. Çok şiir yazdı. Çoğunu attı. Bir kitabı olsun istedi. Olmadı" diyor. Olmadı dediği kitap "Her Kitabın El Kitabı". Önsöz Yerine diyerek koyduğu "Serüven" adlı metinde de şiirin aşamalarını, merak, alışkanlık, tutku ve cinnet olarak tanımlıyor.

Gökçenur Ç'nin şiirini bu verilerle değerlendirdiğimizde kendisine hak veriyoruz. Çok okumuş, çok yazmış ve çok şiir atmış sonunda yatay ve dikey okunabilecek bir şiire varmış. Düz (yatay) okumada, okura şiir okumanın keyfini veriyor. Bir sanat eseriyle karşıkarşıya olduğunuzu ve ondan estetik tadlar alacağınızı hissediyorsunuz. Derinliğine (dikey) okumada ise şairin çok okuduğunun ve okuduklarını şiirlerinde damıttığının izlerini buluyorsunuz. Gökçenur Ç, Türk ve Dünya şiir geleneğiyle bağ kuruyor ve bu bağı değerlendirerek kendi şiirini kurmaya çalışıyor.

"Her Kitabın El Kitabı" başarılı bir ilk kitap. Kitabın sonunda yer alan ve sonsöz yerine başlığıyla sunulan ve olmasa daha iyi olacak olan "Bir Rakı Sofrası Fotoğrafını" ise her güzelin bir kusuru vardır diye değerlendiriyorum.

“Şurda öpmüştüm seni, Şubattı,

sirki söküyordu yevmiyeli işçiler

mandalina kabukları atmıştık yeşil denize

bir muşmula ağacı gibi

buruşuk ve ekşiydi akşam”