Metin Celâl

2008'in ŞİİR KİTAPLARI

Türkçe'nin iki büyük şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca'yla İlhan Berk'i kaybettiğimiz yıl olarak hatırlayacağız 2008'i. Her yıl yayınlanan ortalama 200 kitap sayısının bu yıl  düştüğünü görüyoruz. 130 civarında kayda değer şiir kitabı yayınlanmış. Bu şiir kitaplarının tümünü okumak bir yana onlara ulaşmak bile bir mesele. Şiir kitapları kitabevlerinden kovulalı çok oldu, şimdi her kitabı bulundurmak, en azından kayıtlarına geçirmekle övünen internet kitapçılarında bile çoğu şiir kitabı satışa sunulmuyor. Şiir kitabı dolaşımı, şairler arası bir hal aldı. Birçok kitaptan şairi yollarsa haberdar oluyorsunuz ki bu durumda onların yayınlanıp okura sunulduğunu söyleyebilir miyiz, kuşkuluyum. Yıl boyunca, ulaşabildiğim kitaplardan bazıları hakkındaki görüşlerimi Cumhuriyet Kitap'ta "Şiir Okuma Notları" başlığı ile yazdım. Bu yıllık değerlendirmede o notlarımdan da yararlanacağım. Kitaplara ulaşım sorunu nedeniyle göremediğim için mutlaka atladığım önemli kitaplar olmuştur. O nedenle bu yazıyı dört dörtlük bir değerlendirme olarak değil de bir şiir okurunun notları olarak okumanızı diliyorum.

Bütün Şiirleri I ve İçeri Sait Faik

Dağlarca gitmeden, yeni kitabı İçeri Sait Faik'i ve Bütün Şiirleri'nin birinci cildini geriye bıraktı. Terekesinde de yayınlanmamış birçok şiirin, hatta şiir dosyasının bulunduğunu tahmin ediyoruz. Evinde ziyaret edenler, onun şiirlerini konularına göre ayrı ayrı sandıklarda muhafaza ettiğini anlatırlar.

Bütün Şiirleri I, büyük ustanın 1935'de yayınlanan ilk kitabı Havaya Çizilen Dünya'dan başlayıp 1968'de basılan Kubilay Destanı ile son buluyor. İlk otuz kitabın toplamı. 1954 sayfalık bu ilk cilt bence, Dağlarca'nın en önemli şiirlerini kapsıyor. Delta dizisinden çıkan bu cilt Dağlarca'nın tüm kitaplarına ulaşamadığını söyleyen ve bu nedenle ustayı ihmal eden herkese ve özellikle şairlere bir fırsat yaratmış (Yapı Kredi). Şiirler ve doğal olarak şiir kitapları yayın tarihine göre kronolojik olarak dizildiği için Dağlarca'nın şiir gelişimini, geçirdiği evreleri, estetik ve politik görüşlerinin değişimini, temalarını kolayca izlemek mümkün. Yayımda kitapların son baskıları esas alındığı ve Dağlarca'nın dildeki yenileşmeye pararlel olarak şiirlerinde dil arındırmaları yaptığı için ne yazık ki ilk hallerini görmek mümkün değil. Bu değiştirimler şairin tercihi olduğundan da saygı duyulması kaçınılmaz. O nedenle kitabı yayına hazırlayan Ahmet Soysal, ahde vefa ederek, Dağlarca şiirleri en son ne hale getirdiyse öyle yayınlamış.

Dağlarca hayattayken yayınlanmış son kitabı İçeri Sait Faik'te (Yapı Kredi) farklı bir deneye girişmiş. Kitabın adından da anlaşılabileceği gibi Sait Faik hakkında şiirler yazmış. Ama İçeri Sait Faik, bir şiirler toplamından çok poetik bir anı kitabı gibi. Dağlarca, Sait Faik'le dostluklarını, anıları çarpıcı imgelerle, iki üç dizelik şiirlerle anlatıyor. Bu küçük anılar, anlar, izlenimler birleşip Sait Faik portresini oluşturuyor. Dağlarca'nın bakış açısıyla, şiir tadında bir anlatımla, Sait Faik'i tanıyorsunuz. "Dört dizeyle Sait'i anlat deseler / Bir dik dörtgen çizerdim / Sonra bütün çizgileri kaldırırdım / Derdim geride kalan boşluktadır".

Temmuz İçin Yaralı Semah

Kemal Özer, Yangın Şiirleri alt başlığını taşıyan yeni kitabı Temmuz İçin Yaralı Semah'da (Yordam) 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı'na tanıklık ediyor. Bakılanı görünür kılmak istiyor. Belgeler, bilgiler, gazete haberleri, fotoğraflar, hayat öyküleri şairin belleğinde bütünleşip şiirleşmiş.

Kemal Özer'e Pir Sultan'ın "Şu illerin taşı hiç bana değmez / İlle dostun gülü yaralar beni" dizesi yol gösterici olmuş. Aynı zamanda içeriğe uygun estetik yapıyı aramış. Söyleyişi bulmaya çalışmış. Burada da semahlardan yararlanmış. Onların yapısını örnek almış. Semahlardaki gibi döne döne yakınlaşmış olaya. Sivas'ta katledilen halk ozanlarının sesleri karışmış dizelerine. Muhlis Akarsu'nun, Nesimi Çimen'in, Hasret Gültekin'in deyişleri… Söz dile gelmeye hazırmış artık.

Temmuz İçin Yaralı Semah, Sunu şiirinden sonra Pir Sultan'a atıflı Sivas Buluşması ile başlıyor. "Bizi bir araya getiren / gülü sınavdan geçirecek o sözdü" diyor şair. Orada olmayanın, katliamda kurban edilmeyenin kazancını soruyor sonra ve orada olmak istediğini söylüyor. Ve bakılanı görünür kılmaya geliyor sıra.

Sivas Katliamı fotoğraflarda simgelenir. Metin Altıok'un elinde kırık bir süpürge, Behçet Aysan ve Hasret Gültekin'le oturduğu merdivenlerdeki fotoğraftır biri, diğeri yangın merdivenin başında halkı katliama çağıran politikacı ve nihayetinde merdivenden inip yangından kurtulan Aziz Nesin'i katliamcıların içine iten itfaiye eri… Yangın şiirlerini okurken "bakılan" o fotoğrafların bellekte yeniden canlanması ile görünür kılınıyor.

Temmuz İçin Yaralı Semah, şairin katliama tanıklığının dile getirilmesinin seçkin bir örneği olmanın yanında, hemen tüm şiirleriyle, akılda kalan, ezberlenen dizeleriyle iyi bir şiir kitabı da.

Bir Ana Heykeli

Özdemir İnce'nin yeni kitabı Bir Ana Heykeli (Kırmızı), 1982'de Bulgaristan'da Bulgarca - Türkçe yayınlanmış bir kitabın Türkiye'de ilk kez basımı. İnce'nin 1983 ve 84'de iki kez bu kitabı Türkiye'de yayınlatma girişimi olmuş ama yayıncılar dönemin politik ortamı (12 Eylül Darbesi yılları) nedeniyle yayınlamak istememiş. Sonraki yıllarda şair, şiirinin farklı bir yola girdiğini düşündüğünden dosyayı yayınlatmamış. Bir Ana Heykeli, 1979 ve 80'de Bulgaristan'da yazılmış şiirlerden oluşuyor. İnce'nin tespit ettiği gibi, sonraki çizgisine uymayan şiirler. Anlatımcı, kolayca söylendiği izlenimini veren yapıdalar. Şairin o dönem şiirleri ile birlikte değerlendirilmelerinde fayda var.

Çıkış

Güven Turan yeni kitabı Çıkış'ta (Yapı Kredi) Gizli Alanlar, İz Sürmek ve Cendere kitaplarında geliştirdiği izleği sürdürüyor. İnsanın doğasıyla, doğanın değişimini birbirine koşut, içiçe geçmiş bir biçimde anlattığı şiirler bunlar. Gece ve gündüz yolculuğa çıkmanın vesileleri oluyor. Gidilen bir yol var ama nereye varılacağı pek belirgin değil. "Bilinen bir yere gitmeden / bir yere ulaşılabilir." İnsanın kendi yalnızlığında yaptığı yolculuk ister istemez doğayla buluşuyor. Doğayı keşfediyor. 

Şiir, az ve öz yazma sanatıdır. Olabildiğince az sözcükle yaratılır imgeler. Bir hikayede anlatılabilecek bir konuyu, temayı bir şiirin tek bir dizesinde bir imge ile okura verebilirsiniz. Amaç yalın olmaktır. Güven Turan'ın şiirinin anahtar sözcüğü "yalın"lık. Çıkış'ta ses boşluklarıyla "es"lerle, bu yalınlığı en uç noktasına getirmeyi deniyor. Az sözcüklü şiirler bu ses boşluklarında çoğalıyor. Çıkış, tek bir şiir gibi görünse de bence her sayfası ayrı birer şiir olarak da okunabilir. Zaten bütünlüğünü de yarattığı ana imgede, insanın çıkış arayışında bulursunuz. Yanınızda uyanan biri varsa, hüznü paylaşabiliyorsanız ve hâlâ yalnız olduğunuzun bilincindeyseniz aradığınız çıkışı belki de bulmuşsunuz demektir.

Tanımlar

Nihat Behram yeni kitabı "Tanımlar"da (Everest) ilk şiirini yazdığından beri geliştirdiği tavrından sapmadığının yeni örneklerini veriyor. Daha ustalaşmış, daha yoğunlaşmış ama dinginleşmemiş, 68 kuşağından olmanın bilinciyle haksızlıklara, yanlışlara, adaletsizliğe karşı haykırıyor.

Nihat Behram, 1984'de yayınladığı Militan Şiirler'den beri yeni şiirlerini (2000 yılında yayınlanan Kundak hariç) hep eski şiirlerinden yaptığı seçmelerle birlikte yayınlıyor. Yani, beni tüm şiirlerimle, geçmişimle birlikte değerlendirin, diyor. Okuru, yeni şiirleriyle başbaşa bırakmıyor, onların bir kitap bütünlüğünde bağımsız olarak okunmasına izin vermiyor. 65 sayfalık tam bir kitap bütünlüğündeki Tanımlar'a da "40 Yıldan Seçilmiş 40 Şiir" adlı bir bölüm eklemiş. İlk şiiri "Manastır Kuşçusu" 1967'de Soyut Dergisi'nde yayınlanan Nihat Behram, şiirdeki 40. Yıl kutlamasını ayrı bir kitapta yapsa daha iyi olurdu. Kırk yıllık birikimin manevi baskısı altında kalmaz yeni şiirleri kendi başlarına değerlendirebilirdik.  

Kimselerin Akşamı

Oya Uysal, lirik şiirler yazıyor. Söylenebilen, okunaklı şiirler. İmgeci. Dizeye, şiirin bütünlüğüne önem veriyor. Şiirinin öznesinin kendisi olduğunu hissettiriyor.

Kimselerin Akşamı (Yapı Kredi), dokuzuncu kitabı. Kitabın ana izleğini "anne" ve "akşam" imgeleri oluşturuyor. Bunların gerisinde de "hüzün" var. Akşam hüzünle gelirken, yaşlılık, yalnızlık, ölüm gibi imgeleri de birlikte getiriyor. Tüm kitabı oluşturan duygunun annenin ölümü olduğunu söylemeye gerek yok ama ikinci bölümde anneyi kaybetmenin acısı daha da belirginleşiyor. Annenin ölümü, kendiyle yüzleşmeyi, birey olarak varlığını sorgulamayı ve ölüm hakkında kafa yormaya neden oluyor.  Üçüncü bölümde ise akşam şiir kişisine hüznü bırakıp gidiyor. Kendiyle başbaşa kalan kişi, yalnızlığını sorguluyor, yargılara varıyor.

Özgürlük Şiirleri

Metin Cengiz'in yeni kitabının tam adı "Unutulmayacak Şiirler Antolojisi ya da Özgürlük Şiirleri (Düşçünün şiirleri)" (Şiirden). İlk bölümde devrimci hareketin isimsiz kahramanlarına adanmış, onların kaleminden çıkmış gibi yazılmış "Şairi Belirsiz Şiirler" var. Şair kendi şiirlerini isimsiz kahramanların kılarken bir oyun kurmuş. Oyunu çözeceğiz derken şiirlerin içeriğini gözden kaçırıyor, siyasi içeriğin şiirde ne denli yansıdığı, biçimi nasıl etkilediği, vermek istediği anlamı, mesajı iletip iletmediği gibi sorunlar üzerinde yoğunlaşamıyoruz. İkinci bölüm ise Hikmet Kıvılcımlı'ya adanmış ve "Düşçünün Yazdığı Şiirler" adını taşıyor. Yusuf Arslan, Ulaş Bardakçı, Sinan Cemgil gibi 60'lı 70'li yıllardaki Türk devrimci hareketinin unutulmaz adları için yazılmış şiirler yer alıyor. İlk bölümde kasıtlı yapılanları göze almazsak Metin Cengiz, şiir söyleminden fedakarlık etmeden siyasi-belgesel bir şiir kurmaya, tarihe şiirle tanıklık etmeye çalışıyor. Zaman zaman denge kaçsa, öz, söylenecek söz,daha öne çıksa da ilgiyle okunuyor.

Ölü Evinde Seks Partisi

küçük İskender, yıllardır inat ve kararlılıkla oluşturduğu ana izleklerinden vazgeçmeden yenilikler arıyor, deniyor. Bünyesine uygun olanları kazanım olarak hanesine yazıp, uymayanları terk etmekte çekingen davranmıyor.

Yeraltı kültürünü şiirine yansıtırken edebiyattan ödün vermiyor. Neyi söylediği kadar nasıl söylediğine de önem veriyor. Avangard, marjinal, kaybeden, dışlanmış… gibi bir çok terimle yaftalansa da söylediği şiiri kendinin kılmayı biliyor. Şiirinin içine gizli lirizm, onun kendileştirmesinde önemli bir unsur sanırım. "Gülün beynini çıkartıyorsun. Yapma bunu.", "Sararmış bir keçi gördüm öldüğüm eylül", "Sütü kesilmiş kontrolsüz kayalığız", "Tereddüt memeli bir hayvandır" gibi ilk dizeleri var şiirlerinin. Bu dizelerde yaratılan imgenin izini sürmüyor, aksine arka arkaya gerçeküstü sayabileceğimiz benzer imgeleri yığıyor. Neredeyse absürde varacak söyleyişin içine yerleşmiş şiirlere caz müziğinin ezgilerini eklese de kentli, dışlanmış, itilmiş insanın sayıklamaları diye de algılanabilir yazdıkları. Varolan hayata muhalefetini, hayat, ölüm, varlık, hiçlik gibi temel kavramlar üzerinde kendi ile tartışmalarını bu gerçeküstü imgelerin oluşturduğu ana temada buluyoruz. Eleştirmek, değiştirmek istedğinin yerine neyi önerdiğini söylese artık, diye geçiriyor insan içinden. Türk şiriinin sadık okurları için Ölü Evinde Seks Partisi'ndeki (Sel yay.) şiirler İkinci Yeni'nin ilk dönemlerini de hatırlatacaktır. Bana ise Dali'nin tablolarının, Bunuel'in filmlerinin şiirleştiği duygusunu verdi.

Kuduruk Kalpler Malikanesi

Osman Olmuş, doksanlı yılların ilgi çeken, verimli şairlerindendi. 2000'li yıllarda ise dergilerde görünen bir kaç şiiri dışında suskunlaşmış gibiydi. Belki de gözden ırak kaldı. 13 yıl aradan sonra yayınladığı Kuduruk Kalpler Malikanesi (Yasak Meyve) biraz hızı düşse de şiirden kopmadığının kanıtı. Osman Olmuş'un daha ilk şiirlerinden başlayarak kurduğu kendine has ironik, kara mizah ağır basan bir şiir söyleyişi var. Şehre, şehirli insanın ilişkilerine alaylı ama buruk gözlerle bakıyor, deşiyor, çarpıklıkları, olmazları açıkça eleştiriyor. Kuduruk Kalpler Malikanesi'nde de bu bakışı, söyleyişi sürdürüyor. Osman Olmuş'un kolayca şiir söyleyebilmekten gelen bir handikapı olduğunu düşünüyorum. Şiirlerinin biraz azaltılıp, eksiltilmeye ihtiyaçları var. Gür, heyecanlı şiir sesi tekrarlarını, yinelendikçe bildikleşen imgelerini örtüp bizi şiirin akışına kaptırsa da bir rafineleşme gerektiği kanısındayım, ama tabii kendine has samimiyetini, açıklığını kaybetmeden. Bu kitapta uzayan dizeler bu hali ayırdetmemizi kolaylaştırıyor. Osman Olmuş, günlük konuşma dili, argo, müstehcene kaçan deyişlerle ördüğü şiiri ile dikkati çeken bir şair.

İbrahim'in Beni Terk Etmesi

Bejan Matur'un İbrahim'in Beni Terk Etmesi (Metis), adından anlaşılacağı gibi Hz. İbrahim'den yola çıkarak, onun öykülerinden, söylencelerinden yararlanarak yazılmış şiirlerden oluşuyor. Dini inancın dillendirildiği şiirler bunlar. Tanrıyla bütünleşme arzusunun şiirsel dille ifadesi de diyebiliriz. Aşk da dini anlamda yer alıyor şiirlerde. Mistisizme, tasavvufa el atan, yararlanan, kutsal kitaplara sık sık göndermeler yapan, sesinde, imgesinde, edasında da kutsal kitapların etkisi hissedilen şiirlerden oluşuyor. Kabe, Kadir gecesi, namaz, ayet, dua, Miraç, Hac gibi açık İslami semboller kullanıyor. Bildik imgelerini, söyleyiş tarzlarını tam anlamıyla terk etmese de anlatımcı şiir anlayışı ise iyice ağır basmış. Şiirden romana, öyküye, düzyazıya doğru kolayca sıçrayabileceğini hissediyorsunuz.

Belki Sessiz

Gonca Özmen ikinci kitabı Belki Sessiz'de (Yapı Kredi) yer alan şiirlerde az ve öz sözle ifade etmenin sırrına varmış, rahat, kendine güvenli bir söyleyişi var. Şiirlere çok çalışılmış olduğu belli, fire vermiyor. Olabildiğince az sözcükle katmanlı imgeler yaratmış. Çoğunlukla ikili ve tekli dizelerle gelişen şiirler. Ama sözcükler, dizeler kadar boşluklar, suskunluklar da önemli. Aza ve öze bu es'lerle de varılıyor. Yalın şiirler…

Gonca Özmen, akılda kalacak dizeler, şiirler yazmış. Daha ilk dizeden itibaren bizi dünyasına çekip, sarmalıyor. Ama sırlarını da kolay ele vermiyor. Üstü örtülmüş, acılar, sıkıntılar, aşk ve erotizm… İmalar var. Ancak tahmin edebilecek kadar imgeler. O imgelerden siz kendi hikayenizi yazıyor, anılarınıza sarılıyorsunuz. Zaten şiir de budur.

Ben Google Değilim

Mehmet Öztek, baştan beri şiirini dille hesaplaşma üzerine kurdu. Sadece biçimsel olarak değil, anlamsal olarak da dili sorguluyor, ona yeni anlamlar vermeye çalışıyor. İkinci kitabı Ben Google Değilim'de (Pan/Heves) bu tavrını daha da yoğunlaştırıyor. Sözcükleri keserek, bölerek, ayırarak ve tabii onların çağrıştırdığı yeni sözcüklere giderek şiirler yazıyor. Sorun biçimle bu kadar oynarken öz'ü unutmak, gözardı etmek. Şairin derdine, ne söylemek, neyi aktarmak istediğine her zaman vakıf olamıyoruz. 

Bir Delinin Gülcesi

Gülce Başer, ilk şiir kitabı Bir Delinin Gülcesi'nde (Yasak Meyve) çalışan kadın, "yöneticiliğe hevesli, iyi eğitimli genç" eşi ile bize bir dünya yaratıyor. 

Gülce Başer, günümüz şiirinde nedense hemen hiç işlenmeyen orta halli şehirli kadının sorunlarını, açmazlarını, kıstırılmış, sıkıştırılmış ruh halini hızla modernleşmeye çalışan İstanbul'un, kent hayatının görüntüleri ile destekleyip dobra ve vurucu bir biçimde anlatıyor. Dilini de o terminolojiyi çekinmeden kullanarak oluşturuyor. CV'ler, bilançolar, excell tabloları, DVD'ler, çelik tencereler, köprü trafiği, döviz kurları, faks mesajları kendiliğinden dile geldiği için söyleyişinde sırıtmıyor, aksine destekliyor, anlatımı kuvvetlendiriyor. Zaman zaman imgeselliğe, lirizme kaysa da açık yürekli bir anlatımı var. Ne demek istediğini, aktarmak istediği düşünceleri, hisleri okura kolayca geçiriyor. Eksilerini, hatalarını görmezden geliyorsunuz. Gülce Başer, ilk kitabında kurduğu bu yapıyı, söyleyişi, dili sürdürürse kendine has yeni bir şairle tanışmış olacağız. 

İkinci Yeni Şiir

Mehmet H. Doğan'ın Turgay Gönenç'le birlikte hazırladığı ve 1969'da Papirüs Dergisi'nin özel sayısı olarak yayınlanan İkinci Yeni Antolojisi en çok sözü edilen yayınlardandır. Antoloji yayınlanınca büyük tartışmalar çıkmış, antoloji adeta İkinci Yeni'nin kötülenmesi için bir araç olarak kullanılmaya çalışılmış. İkinci Yeni hakkında bir çok önemli yazıya imza attığı için "İkinci Yeni'nin Eleştirmeni" diye de adlandırılan Mehmet H. Doğan, 39 yıl sonra bu antolojininin yeni baskısını hazırlamış. Yayınlanışını hayattayken göremediği yeni baskı ilkinden oldukça farklı anlaşılan. İkinci Yeni Şiir adlı çalışma antoloji-dosya alt başlığını taşıyor (İkaros yay.). Kitapta yer alan "Yeniden Seçerken" başlıklı yazıda belirttiği gibi Mehmet H Doğan, İkinci Yeni'nin "daha ayrıntılı, daha elle tutulurcasına somut bir biçimde ortaya konulması gerekir" düşüncesiyle antolojiyi yeniden ele almış, hatta hazırlamış. Yapıyı değiştirdiği gibi birçok şiiri çıkartmış, yenilerini eklemiş.

Bazı şairleri çıkartmış, yenilerini eklemiş. Böylelikle İkinci Yeni'yi başlangıcından itibaren örneklerle izlemek, Türk şiirine yaptığı etkileri görmek mümkün olmuş. İlk baskıya göre en önemli fark antolojiye eklenen dosya bölümü. 320 sayfalık kitabın yarısını oluşturan bu bölümde İkinci Yeni'nin temel metinleri sayılan önemli yazıların yanında, İkinci Yeni üzerine yazılmış inceleme ve yazılar yer alıyor. İkinci Yeni Şiir bellek tazelemek için önemli bir kaynak. 

Kayıtlara geçmesi gerekenler

2008'in bence önemli, kayıtlara geçmesi gereken diğer kitapları; Arif Damar'ın Bir Gökkuşağı İnerse Nasıl (Babil); Ataol Behramoğlu'nun şiirde ellinci yılı için hazırlanan kitabı, Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar: 50 Yıldan 100 Şiir (Cumhuriyet) ve iki yeni kitabı, Hayata Uzun Veda (Tekin), Okyanusla İlk Karşılaşma (Tekin); Süreyya Berfe'nin Çıkrık (Yapı Kredi); Özkan Mert'in Yeryüzü Şarkıları (Boyut); İsmet Özel'in İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir (Şule); Veysel Çolak'ın, Birkaç Kuş Birkaç Anı (Hayâl); Ahmet Erhan'ın Sahibinden Satılık (Everest); Lale Müldür'ün Güneş Tutulması 1999 (Yapı Kredi); Ahmet Güntan'ın Toplu Şiirler'i (Yapı Kredi yay.), Nazmi Ağıl'ın Babalar ve Oğullar (Yapı Kredi); Serdar Koçak'ın Köhne (Simurg); Emel İrtem'in Marcus’un Lisân-ı Kalbi, Artshop; Can Bahadır Yüce'nin Unuttum Dünya (Sel); Murat Üstübal'ın Huyname (Yapı Kredi); Tezer Cem'in Dil'e Kolay (Yasak Meyve); Veysi Erdoğan'ın Yaşar Nabi ödüllü ilk kitabı Şimdi Terk Edin Çadırımı (Varlık)