Metin Celâl
ÜCRETSİZ DERS KİTAPLARI VE YAYINCILIK SEKTÖRÜ
İlköğretim ve lise ders kitaplarının nitelikleri ve nicelikleri uzun süredir tartışılıyor. Ders kitaplarının hazırlanması, yazılması ve basımında devletin ağırlığı tartışmanın en önemli konularından. Devlet, hiçbir zaman ders kitabı yayıncılığından elini çekmedi. Özel sektöre ders kitabı basması için izin vermesine rağmen kurduğu denetim mekanizmaları ve devlet olmanın gücüyle yayıncılıkla her zaman belirleyici oldu. Türkiye'de yayıncılık sektörünün yeterince gelişememesinde devletin ders kitabı yayıncılığının büyük payı var. Ders kitabı ve yardımcı kitaplar yayıncılığı sektörün yaklaşık %57'sini oluşturuyor. Özel sektör ders kitabı üretmezse yayıncılığın kendi ayakları üzerinde durması imkânsız. Tüm dünyada da ders kitapları yayıncılığı sektörün büyük parçası. Dünyanın en büyük ve önemli yayıncıları ders kitabı yayınlayarak kazandıkları sermayeyi kültür, edebiyat, sanat kitaplarına yatırmışlar.
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte ilk yapılan iş eğitim reformu. Latin alfabesinin kullanılmasıyla birlikte Osmanlı'da %10 seviyesinde olan okuryazarlık oranı hızla artmaya başlamış. Tamamen çökmüş ekonomik sistemin yeniden kurulması için her alanda devletçi bir politika yürütülmek zorunda kalınmış. Çünkü gerekli yatırımları yapacak sermaye birikimine sahip özel sektör yok. İlk ders kitapları da, edebiyat, sanat kitapları da Milli Eğitim Bakanlığı'nca (MEB) basılmış. Hasan Ali Yücel'in klasikleri çevirtip bastırması hâlâ belleklerde.
Özel sektörün ders kitabı üretmesi önünde bir engel olmamasına rağmen 1960'lara kadar ders kitapları alanına pek giren olmamış. Kültür yayıncılığına yatırım yapılmış, kazanılan para da yayıncılığa değil de daha garantili görülen gayrimenkullere yatırılmış. 1980'lere gelindiğinde devletin yayıncılıktaki pazar payı %75'lerde, ders kitaplarının da % 95'ini devlet üretiyor.
80'lerde devletin ekonomideki payının azalması, küçük ve orta boy girişimci sayısında yaşanan patlama, yayıncılık sektörünü de olumlu yönde etkiledi. Hızla sanayileşen ülkede çekilen yetişmiş eleman sıkıntısı eğitime verilen önemi artırdı. Anne babalar çocuklarına bırakacakları en iyi mirasın iyi bir eğitim olacağına inanmaya başladılar. Çünkü, artık iyi eğitim almış bir kişi sadece iyi bir mevki sahibi olmuyor, çok da para kazanıyordu. Eğitime harcanan para arttı, kaliteli kitaplara yönelindi. Kalite ve çeşitlilik beklentisine devlet cevap veremeyince de özel sektörün yayıncılıktaki payı artmaya başladı.
1991'de ders kitabı yayıncılığı özel sektöre açıldı. 60 yıllık yayıncılık geleneğini terk etmek istemeyen bakanlık bürokrasisi oldukça zor ve uzun inceleme, izin verme süreci yaratarak özelleşmeye direndi. Öğretim programlarına %100 uygunluk arandı. Kitapların içeriğinden, görsel düzenlemesine, sayfa düzenine, hatta yazıların puntolarına, kullanılan resimlere dek her şeyi denetim altında tutukları bir süreç yarattılar. Kitapların kağıt kalitesini, baskı yöntemlerini ve tabii fiyatlarını da bakanlık belirledi. Talim Terbiye Kurulu, onay ve denetleme makamı olmak yerine kitabın bizzat editörü konumunu aldı. Talim Terbiye'nin dikte ettiği tek tip kitap farklı yayıncıların logoları altında üretilir hale geldi. Diğer yandan bakanlık, özel sektörün en büyük rakibi olarak kitap yayınlamaya devam etti. Özel sektörden daha pahalı kitap üretmesine ve satmasına rağmen yayıncılıktan vazgeçmedi. Hakim pozisyonunu hep korudu, kullandı. Bazı derslerde kendi yayınlarından başkasının okutulmasına izin vermedi.
AKP iktidara gelip, Milli Eğitim Bakanlığı'na Hüseyin Çelik atandığında, bakan ilk zamanlar devletin yayıncılıktan tamanen çekileceğini, Talim Terbiye Kurulu'nun gerçek görevine dönerek sadece öğretim programını oluşturacağını ve uygulanmasını denetleyeceğini söyledi. Ama söylediğine tamamen zıt bir icraat gerçekleştirdi. Devlet yayıncılıkta küçülmek yerine büyüdü, denetim arttı, ders kitabı üretimi daha da zorlaştırıldı.
AKP iktidara geldiğinde, ders kitapları Talim Terbiye Kurulu'nun gözetim ve denetiminde, özel sektör ve Milli Eğitim Bakanlığı'nca üretiliyordu. Öğretmenler öğrencilere hangi ders kitabını okutacaklarına karar veriyorlar, öğrenciler de kitapları ya çevredeki kitabevlerinden ya da okullarında satın alıyorlardı. Bu sistemin yayınevleri ile öğretmenler arasında bir çıkar ilişkisi oluşturduğu, öğretmenlerin kitap seçerken rüşvet aldıkları iddia ediliyordu.
Bir eleştiri de ders kitapları fiyatlarının pahalılığıydı. Bir ilköğretim öğrencisi için 10-15 YTL olan bu tutar kayıt sırasında okula yapılan bağış, önlük, kırtasiye, çanta gibi masraflar yanında çok az olmasına rağmen ders kitapları pahalı diye eleştiriliyordu. Sorgulanmayan ders kitaplarının fiyatlarının Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenmesiydi, yani özel sektör serbest rekabet kuralları içinde ürettiği kitabın fiyatını kendi belirleyemiyordu. MEB’in ürettiği ders kitaplarının fiyatlarının her zaman özel sektöre göre en az %40 daha fazla olması da tartışma konusu edilmiyordu.
Başbakan Erdoğan, öğrenciye ücretsiz ders kitabı dağıtılacağını, böylelikle dar gelirli ailelerin önemli bir masraftan (10-15 YTL) kurtulmakla kalmayacağını, okullarda da rüşvetin önleneceğini belirterek ücretsiz ders kitabı uygulamasını başlattı. Bu arada yeni müfredat gerekçe gösterilerek ders kitaplarının onay süreci de değiştirildi. Ders kitabı hazırlamak önemli bir yatırım haline getirildi. Yeni yönetmeliğe göre bir ders kitabı en az bir yazar, dil uzmanı, editör, görsel tasarımcı, rehberlik uzmanı, program geliştirme uzmanı, ölçme değerlendirme uzmanı, sınıf öğretmeni (1. kademe için) olmak üzere 7-8 kişilik uzman ekip tarafından hazırlanacak, yayınevleri makine ve ekipman açısından büyük yatırım yapacaktı.
Onay mekanizmasında ise önemli bir değişiklik yoktu. Sistem şöyle; Talim ve Terbiye Kurulu bünyesinde oluşturulan komisyonlar ders kitabını inceleyip puanlandırır. Kurul yaptığı en ince ayrıntıya karışan bir incelemeden sonra 100 tam puan üzerinden en az 90 alan kitaplar ders kitabı olabilir. Basında haklı olarak sık sık ders kitaplarındaki yanlışlar ya da politik ve dini yönlendirmeler eleştirilir. Bütün ders kitapları Talim ve Terbiye Kurulunun incelenmesinden ve onayından geçtiği için bu eleştirilen muhatabı kitapların yazarları ya da yayıncıları değil MEB'dir.
Ücretsiz ders kitabı uygulaması ile yayıncı öğretmen arasındaki rüşvet ilişkisini önlemiştir ama yayıncı ile ders kitabı inceleme komisyonları arasında rüşvet ilişkisi hâlâ konuşuluyor. Hangi komisyon üyesinin kaç para aldığı, hangi üyenin hangi kitabın gizli yazarı olduğu söylentileri gün geçtikçe yoğunlaşıyor. Söylentilerden en büyük yarayı MEB ve Talim ve Terbiye Kurulu alıyor ama bakan sessiz.
Ders kitaplarının okutulma süresi yönetmeliğe göre beş yıldır, ama neredeyse her yıl programda değişiklikler olur ve ders kitapları bu değişikliklere göre yeniden hazırlanır, onaylanır ve basılır. Sık yapılan değişiklikler nedeniyle de ders kitapları kullanıldıktan sonra bir alt sınıftakilere bırakılamaz, çöpe atılır.
MEB onaydan geçebilen ders kitaplarının alımı için ihale açar. Bir yayınevi kitabı onaydan geçmiş olsa bile eğer ihalede yeterince eksiltme yapamamış ve ihaleyi kazanamamışsa kitabı onaylı olsa bile okullarda okutulmaz. Ders kitaplarının basımı ve ciltlenmesi de bakanlıkça belirlenen kriterlere uygun olacak şekilde yapılır ve bakanlığın kabul komisyonları tarafından kontrolleri yapılarak teslim alınır. Öğretmenlerin ihaleyi kazanmış ders kitapları arasında birini seçmesi de sözkonusu değildir. Bakanlık ihaleyi kazanan kitapları taleplere bakmaksızın dağıtır. Sosyal devlet anlayışı içerisinde ders kitaplarının ücretsiz dağıtım projesi birçok yönüyle doğru bir karar. Avrupa Birliği'nde de bu yöntem yaygın olarak kullanılıyor. Ancak merkezi ihale sistemi yayıncılık sektörüne büyük zarar vermiştir. İçerik ve nitelik olarak en kaliteli kitabı hazırlamış olsanız bile ihalede yeterli eksiltmeyi yapamadıysanız kitabını satamazsınız. Bu nedenle birçok küçük yayıncı kapanmıştır. İhaleyi sadece üç-dört ders kitabı kazandığından ders kitabı yazarları telif haklarını kaybetmiş ve yazarlığı bırakmak zorunda kalmıştır.
MEB'in ders kitapları yayıncılığındaki israrını anlamak ise mümkün değil. Çünkü MEB, ihale ile özel sektörden ilköğretimde ortalama 1,28 YTL'ye aldığı kitabı 1,97 YTL'ye, ortaöğretimde özel sektörden 1,75 YTL’ye aldığı kitabı 2,48 YTY’ye üretiyor. 2006-2007 öğretim yılında devlet kendisi kitap üretmeyip, ders kitaplarının tamamını özel yayınevlerinden alsaydı 41,5 milyon YTL daha az para ödeyecekti.
Ücretsiz ders kitapları tek merkezden ihale ile alınıp, kargo ve nakliye şirketleri aracılığıyla okullara dağıtıldığı için kitapçılar devreden çıkmıştır. Gelişmiş ülkelerde ders kitabı olarak seçilen kitaplar bedava olarak dağıtılsa bile yerel kitapçılardan temin edilir. Böylece öğrenci kitapla, kitapçıyla tanışır. Ders kitabını alırken, yardımcı ders kitaplarını, kırtasiye gereksinimi ve boş zamanlarında okuyacağı kitapları satın alır. MEB'in ders kitaplarını direk okullara dağıtması sonucunda öğrenci kitabevlerine gitmez olmuş ve Anadolu’da binlerce kitapçı kapatmak zorunda kalmıştır. Kültür kitaplarını baskı sayılarının düşmesinde MEB'in bu uygulaması ile yayınevlerinin Anadolu'da satış noktalarını kaybetmiş olması gerçeği vardır. Kitapçıyı kapanmak zorunda bırakmanın, okuru kitapsız kültürsüz bırakmak olduğunu söylemeye gerek yok. Bunu AKP'nin eğitim ve kültür politikası olarak değerlendirmek de mümkün.