Metin Celâl
Nihal Yeğinobalı, GAZEL
Nihal Yeğinobalı, 16 Kasım 1927'de Manisa'da doğmuş. Edebiyata çeviri ile başlamış. İlk çevirisi R. Hichens'den Allahın Bahçesi 1946'da yayınlanmış. İlk romanı Genç Kızlar'ı 1950'de Vincent Ewing adıyla, sözde bir Amerikan yazarından çevirmiş gibi yayınlatmış. 1987'de Mazi Kalbimde Yaradır yayınlanmış. Ama çeviriyi bırakıp romana iyice ağırlık vermesi 1997'de Sitem'le oldu. Onu Cumhuriyet Çocuğu adlı anı kitabı ve 2005'de yayınlanan Belki Defne izledi. Yeğinobalı, 60 yıldır edebiyatla uğraşıyor ve bu yıl da 80. Yaşını kutluyor.
Nihal Yeğinobalı'nın yeni romanı Gazel (Can yay.) bir Boğaziçi yalıları romanı. Kendini "Boğaziçi Anadolu Yakasının Bakire Bilicisi" olarak tanımlayan ve henüz lise sonda okuyan, yirminci yaşının eşiğindeki Serap'ın anlattıkları ile gelişiyor roman. 1948 yılı Mayıs ayındayız. İstanbul Mirgânköy'de, bir yalıda. Serap, bedensel ve ruhsal yönden el değmemiş ve bütünlüğü zedelenmemiş olduğunu anlatıyor. Bakire olmak Serap'a medyum özelliği sağlamakta. Geleceğe yönelik bir çok şeyi öngörmekte, hissetmekte. Amacı bekaretini olabildiğince korumak.
Üniversitede okuyan ablası Zerrin ise Serap'la tam anlamıyla zıt bir bakış açısında. O sevdiği gençle her anlamda (tabii cinsel olarak da) birlikte olmaktan çekinmiyor. Şimdi karnında bir çocuk taşıdığı kuşkusuyla bir an önce evlenmenin yollarını aramakta. Ama kendisi gibi üniversite öğrencisi olan sevgilisinin bir esnafın oğlu olması aralarında sınıfsal bir fark yaratmakta, bu durum da annesinin tepkisini çekiyor. Zerrin, annesinin bu evliliği engelleyeceğinden endişeleniyor.
Evlilik hazırlıkları yapan diğer genç kız Serap'ın kolejden arkadaşı Yasemin. Yasemin, zengin bir ailenin oğlu ile evlenecek hem özlediği lüks hayata ulaşacak, hem de giderek yoksullaşmakta olan annesi ve teyzesinin geleceklerini garantiye alacak. Ama o, bu evlilik konusunda kararsız. Bir yandan evliliği ve onun getireceği nimetleri arzu ederken diğer yandan gençliğin verdiği coşkuyla yeni aşklara, maceralara atılmak isteği duyuyor.
Yasemin'in hiç evlenmemiş teyzesi Fazıla'nın on dört yaşındayken Boğaz'da bir sandal gezisi sırasında yaşadığı facidan sonra, saçları bir gecede beyazlamış, akıl sağlığı bozulmuş. Dünyayla bağlarını kopartmış, Gazel'in gelip kendisini almasını bekliyor. Kitaba adını veren Gazel, genç yaşta, bu faciada Boğaz sularına gömülmüş ve kendisinden bir daha haber alınamamış. Mirgânköy'de yaşanan bir çok olayda onun gizemli etkisi olduğuna inanılıyor. Sanki Boğaz'ın derin sularına bakanları yanına çağırmakta.
O yaz hemen hepsinin hayatında dönüm noktası oluyor. Hamile olduğunu anlayan Zerrin, talihsiz bir olay neticesinde yalılarının bodrumunda bebeğini düşürüyor. Ölü cenini Boğaz'ın sularına, Gazel'in kollarına attıktan sonra sevgilisi Esat'la ilişkisini sorgulayıp, yaşadığının gerçek bir aşk olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Yasemin'in gençlik ateşini ise Amerika'dan gelen uzak akraba Naim alevlendiriyor. Yasemin, bir koruda seviştiği bu gençle kaçıp kendine yeni bir hayat kurmayı hayal ediyor.
Serap'ın bekaret yeminini ise Mirgânköy'ün ressamı Vango Haldun'un yeni gözdesi/kocası Gazneli Usta bozduruyor. Serap, daha ilk gördüğü andan itibaren bu gizemli adamın etkisi altında kalıyor. Sık sık bakışları buluşuyor ve Serap bu bakışlardan çok etkilenerek, sık sık Gazneli Usta'yla sevşitiğini hayal ediyor. Bedensel olmasa bile ruhsal olarak bekaretini kaybediyor.. Fazıla da, Gazneli Usta'ya kapılanlardan. Gazneli Usta'da ilk gençliğinde kaybettiği Gazel'in bir benzerini buluyor, hatta Gazel gelmiş gibi hissediyor.
Bu gelişmeler yaşanırken, Serap'ın bakire biliciliği ve Vango Haldun'un yaptığı tabloların da yardımıyla Mirgânköy yalılarında geçmişte yaşanan Abutlar Yalısı'nın yanması, Gazel'in sularda kaybolduğu facia gibi bir çok olayın sırrı da yavaş yavaş çözülmeye başlıyor; Zerrin'in sevgilisini terk etmesi, Yasemin'in tekrar eski nişanlısına dönmesi ve düğün hazırlıklarına başlaması, Serap'ın kendisi ile evlenmek isteyen Mirgani Yalısı'nın varisi, eski diplomat, orta yaşlı ama yakışıklı Kamran Mirgani ile buluşması olayları hızlandırıyor.
Nihal Yeğinobalı, 1940'lı yılların tarihi dekorunda, gitgide yoksullaşan yalı sakinlerinin dramını abartmadan, ilk gençliklerinin uçarılıkları ile yaşayan genç kızların renklendirdiği akıcı, okunaklı, yapıya, kurguya önem veren bir roman yazmış.
Nedret Gürcan; İZMİR'DE ÜÇ GÜN VE BİR GECE
Nedret Gürcan da, edebiyatta altmışıncı yılında bir şair. İlk şiiri 1948'de Anadolu Gazetesi'nde yayınlanmış. 50'li yıllarda Dinar'da tek başına çıkarttığı Şairler Yaprağı ile tanınmış."Taşra insanının hayallerini, kırgınlıklarını, özlemlerini ve tutkularını dile getirdiği" şiirleri ile edebiyatta yer etmiş. Son yıllarda yayınladığı Benim Sevgili Taşram, Yaşanmış Taşra Öyküleri gibi kitaplarıyla da tekrar konuşulmuş. İzmir'de Üç Gün ve Bir Gece'de (Agora) 50'li yıllarda, Şairler Yaprağı'nı çıkarttığı günlerde yaşadığı bir olayı romanlaştırmış. Kitabın ilk sayfasındaki "Evliliğimden iki yıl önce yaşadığım bu olayın romanını edebiyat adına anlayış göstererek bana yazma olanağını veren sevgili ve değerli eşime binlerce teşekkür borçluyum…" cümlesi dikkati çekiyor. Kitabın kapağında da romanın kadın kahramanı Mehlika'nın yazar tarafından çizilmiş bir portresi yer alıyor.
Her şey romanın şair kahramanının çıkartacağı şiir dergisinin duyurusunu okuyan bir kadın şairin mektubu ile başlıyor. İki şair mektuplaşıyor, birbirlerine göndermeler yapan şiirler yayınlatıyorlar. Mehlika'nın mektuplarında anlattıkları, şiirlerindeki çaresizliği, yakarışları şair kahramanımızı önce meraklandırıyor, sonra da bu gizemli kadına bağlanmasına neden oluyor. Şair, iki fotoğrafını yolluyor ve Mehlika açık yürekle "bana da fotoğraflarınızdaki gibi bakarsanız size hemen aşık olurum" diye yazıyor
Ve bir gün postadan "Hatıra Defterim" adını taşıyan iki defter çıkıyor. Romanın ikinci bölümünden itibaren Mehlika'nın acılarla dolu hayat hikayesini okumaya başlıyoruz. Mehlika, 25 yaşında, şairimizden bir kaç yaş büyük, evli, üç çocuk annesi bir ev kadını. Küçük yaşta annesini kaybetmiş. Evden bir boğaz eksilsin düşüncesiyle henüz öğrenciyken,16 yaşında, kendinden yaşça büyük, ilkokul mezunu topal bir tornacıyla evlendirilmiş. Kocası Murat Usta, tüm kötü nitelikleri kendinde toplamış bir adam. İçki içiyor, kumar oynuyor, barlarda sabahlıyor, eviyle ilgilenmiyor. Gerdek gecesi adeta bir tecavüz olayı gibi yaşanıyor. Kocasının kaba davranışları, kıskançlıklarına eklenen yoksullukla bu evlilik Mehlika için bir cehennem azabı oluyor. Mehlika sokakta, iş hayıtında da huzuru bulamıyor. Güzelliği ile hemen dikkati çekiyor, misafir olarak kaldıkları kocasının en yakın dostunun da, çalıştığı iş yerlerindeki patronlarının da tacizlerine uğruyor. Tüm bunların etkisiyle zamanla erkeklerden nefret etmeye, kocasından uzaklaşmaya başlıyor.
Bu ruh hali içindeyken rastladığı kahramanımız Mehlika için sığınacak bir liman gibi görünüyor. Sadece mektuplardan tanıdığı şaire aşkını ilan edip onu İzmir'e davet ediyor. Şairle Mehlika birlikte üç gün ve bir gece geçiriyorlar. Şair başlangıçta Mehlika'nın ruh halini tam olarak kavrayamıyor. Onun geceyi birlikte geçirmek için ısrarı ise korkup çekinmesine neden oluyor. Çünkü karşısında evli bir kadın var ve kadın bu birlikteliği bir gecelik bir macera olarak değil kurtuluş umudu olarak görmekte. Kahramanımız, aşkını yaşamakla, kaçıp gitmek duyguları arasında savurulurken, Mehlika, şairde aradığını bulamayacağını anlıyor ve kaçınılmaz sona doğru yürüyor.
Nedret Gürcan, gençlik anılarından yola çıkarak eski Türk filmleri tadında ama mutlu sonla bitmeyen bir dram yazmış. Olayın anı boyutu ağır bastığı için roman niteliğini tartışmaya gerek görmüyorum. Elli yıl sonra yaşadıklarını yazmak kuşkusuz Nedret Gürcan'ı yazar olarak yormuş, üzmüştür. İzmir'de Üç Gün ve Bir Gece, Gürcan'ın hayatından bir belge, acı bir anı olarak da okunabilir, 50'li yılları anlatan bir melodram olarak da...