Metin Celâl

KÜLTÜR BAKANLIĞINDA ALİ DİBO MU VAR?

 

“100 Temel Eser Rezaleti” yaşanırken bir televizyon kanalının haber ekibi yayıncıların, kitapçıların yoğun olduğu Cağaloğlu’na gidiyor. Amaçları kitapçılarla ve okurlarla konuyla ilgili söyleşiler yapmak, 100 Temel Eser’de yapılan tahrifatın boyutlarını ve etkilerini yansıtmak. Cağaloğlu’nda dolaşırken Kültür Bakanlığı’na bağlı DÖSİM mağazası dikkatlerini çekiyor, mağazaya girip görüntü almak istediklerinde içeri girmeleri, görüntü almaları görevlilerce engelleniyor. Sanki görülmesi istenmeyen bir şeyler var DÖSİM mağazasında. Gazeteciler doğal olarak bu tavır karşısında meraklanıyor; acaba görevlilerin halka açık bir dükkanda görülmesini istemedikleri ne?

Biraz araştırınca, DÖSİM mağazalarında artık sadece Kültür Bakanlığının ürettiği kitap ve kültür ürünlerinin satılmadığı, mağazalarda  özel sektörün ürettiği ürünlerin de satıldığını öğreniyorlar. Görevlilerin de göstermek istemedikleri manzara da zaten bu. Normalde bu yeni girişimi göğsünü gererek duyurması, tanıtmaları gerekirken büyük bir çabayla olayı gizlemeye çalışıyorlar. Çünkü 100 Temel Eser tartışmasına neden olan kitapların büyük bir bölümü DÖSİM mağazalarında satışa sunulmuş.

Bu haberi gazeteci arkadaşlardan aldıktan sonra bu mağazaya uğradım. Cağaloğlu’ndaki mağazanın yaklaşık yüzde 80’i özel yayınevlerine ayrılmış. Raflarda, Hayat, Bilge, 7 Tepe, Nesil, Timaş, Zaman Kitap, Zambak, Muştu, Zafer, Ötüken yayınlarının kitapları çoğunlukta. Kültür Bakanlığı yayınlarına ayrılan yerin de ne denli küçük olduğu ayrıca dikkati çekiyor. İnkılap, Yapı Kredi gibi yayınevlerinden de birkaç kitap durumu kurtarmak için raflara konulmuş ama onlar da genel görüntüyü kurtarmaya yetmiyor.

Öğrendiğime göre diğer DÖSİM mağazalarında da manzara farklı değilmiş. DÖSİM mağazalarını dolduran bu kitapların yayıncılık sektöründe “İslamcı” olarak tanınan ve dağıtımına aracılık ettiği kitapları dini açıdan denetleyerek seçmesiyle ünlü bir dağıtım şirketinden alındığı söyleniyor. Bu dağıtım şirketi DÖSİM’e başvurmuş, başvuru olumlu karşılanmış ve DÖSİM mağazaları dağıtım şirketinin yolladığı kitaplarla donatılmış. Bir anlamda dağıtımcı şirketin kitapçı dükkanı haline getirilmiş mağazalar. Kültür Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş özelleşivermiş. Her edebi, siyasi, dini anlayışa aynı mesafede olması gereken devlet, siyasi bir tercih yapmış. Kendine yakın gördükleri anlaşılan yazarların ve yayınevlerinin kitaplarına yer vermiş.

Benzer bir olay da kütüphanelerde yaşanıyor. 24 Ağustos ve 31 Ağustos tarihlerinde yayınlanan yazılarımda Kültür Bakanlığı’na bağlı kütüphanelere alınan kitapların neler olduğunu sormuş ama bakanlıktan tatmin edici bir cevap alamamıştım. Nedense Kültür Bakanlığı yetkilileri kütüphaneler aracılığıyla kitap satın alınması için harcandığını kendilerinin de teyit ettikleri  2005 yılında 1.139.957 YTL ve 2006 yılında 2.193.000 YTL ile hangi kitapların satın alındığını söyleyemiyorlar ya da söylemek istemiyorlardı. 14.09.2006 tarihli konuyla ilgili yazdıkları cevabi yazıda da bu konuda hiçbir bilgi yoktu.

Kütüphaneci bir okurumuzun, bu harcamanın belgelenemeyeceğini, kütüphanelere hangi kitapların alındığını söyleyemeyeceğini, çünkü bu paranın belgesinin bulunmadığını iddia ettiğini yazmıştım. Okurumuzun iddiasını teyit edercesine bu para ile hangi kitapların alındığı söylenemiyor!.. Kitap alımı için kütüphanecilerin hangi kuruluşa yönlendirildiği konusunda da bir cevap yok. Okurumuzun iddiasına göre, halk kütüphanelerine en çok kitap satan kuruluş, yayınladığı dini kitaplarla dergilerle tanınıyormuş.

Devletin belgelenemeyen harcamaları olması çok ilginç! Belki de bir ilk! Harcama var, ama belgesi yok! Kütüphanelere yollanan paranın amacına uygun olarak kitap alımı için kullanılıp kullanılmadığı bile denetlenmiyor! Pek inandırıcı değil!

Listesi verilebilen sadece merkezi alım için kullanıldığı söylenen 733 bin YTL’lik bölüm. Oradan gelen kokular da hiç iç açı değil. 31 Ağustos'ta yayınlanan yazımda bir yayıncı dostumuzun kütüphanelere kitap alımı için kullanılan ve listesi verilebilen bu 733 bin YTL'lik bölümün de sorgulanması gerektiğini söylediğini yazmıştım. Yayıncı dostumuz, kütüphanelere kitap alımında aracılık yapanlar olduğunu, bunların kitap alım bedeli üzerinden belli bir yüzde alarak istedikleri yayıncının kitaplarının kütüphanelere alınmasını sağladıklarını, geçen yıl Kültür Bakanı Atilla Koç'la yapılan toplantıda bunun söylendiğini anlatıyordu.  

Bu bir çok yayıncının aynı anda yaptığı açık ihbarın hemen araştırılmaya başlandığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bakanlık konuyu araştırma gereği duymuyor!.. Bir yıl sonra benim yazım üzerine gelen bakanlığın cevap yazısında “satın alma işlemleri, ‘Yayın Seçme Kurulu’ tarafından satın alınacak kitapların belirlenmesinden sonra gerçekleşmektedir. Dolayısıyla seçim aşamasında araya aracının girmesi de mümkün değildir” deniyor. Bakanlığın cevap yazısının bu sayfada yayınlanmasından sonra konuyla ilgili olarak arayan yayıncılar halk kütüphanelerine merkezden kitap alımında aracılık edenler olduğunu, isimlerinin bilindiğini ve bu aracılık işleminin geçen yılda kalmadığını yıllardır olduğu gibi bu yıl da, yani 2006’da da devam ettiğini söylüyorlar.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayın Seçme Yönetmeliği 5. Maddesi “Kurul, Kültür ve Turizm Bakanı ya da görevlendireceği Müsteşar veya müsteşar yardımcısı başkanlığında, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü, ilgili genel müdür yardımcısı, daire başkanı ve Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi Müdürü olmak üzere beş kişiden oluşur” diyor. Yani tamamen önemli bürokratlardan oluşan bir kurul. Bu kurul, yönetmelik gereği yayıncılardan ve yazarlardan gelen başvuruları değerlendirdiği gibi, kendisi de kütüphanelerin ihtiyaçlarını dikkate alarak kitap seçip satın alabiliyor. Söylentiler bu kurulda görev alan bürokratları töhmet altında bırakıyor ve nedense bakanlık yıllardır dolaşan söylentileri soruşturmak, bürokratlarını töhmet altında kalmaktan kurtarmak gereği duymuyor. Evet, neden acaba?

“Ali Dibo”, eş-dost kayırmacılığıyla kamu kaynaklarının dağıtılmasını anlatan bir deyim olarak yerleşti, kabul gördü. Adam kayırma, yandaşlarını kollama olayları için kullanılıyor. Tabii bu kayırma ve kollama olayında rüşvet ve haksız kazançtan da söz ediliyor. Gerek DÖSİM’de gördüğümüz manzara, gerekse kütüphanelere kitap alımlarıyla ilgili çıkan söylentiler ve İslamcı dağıtım şirketleriyle bağlantı iddiaları, bu tanımlamalar içinde değerlendirilebilecek bir görünümde.

"Yolsuzluklara damardan girdiğini" söyleyen Tayyip Erdoğan’ın başbakan olduğu bir hükümete bağlı bir bakanlıkta açıkça dile getirilen iddiaları soruşturma, araştırma ve sorulan sorulara cevap verme konusunda böylesine isteksizlik varsa kuşkularımız ister istemez artıyor. “Acaba söylentiler doğru mu?” diye düşünmeden edemiyoruz. İnsanın aklına “Kültür Bakanlığı’nda Ali Dibo mu var?” sorusu geliyor.