Metin Celâl 

KORE EDEBİYATI TÜRKİYE'DE

Kore, Asya'nın bir ucunda, biz diğer ucundayız. Ama aramızda Kore Savaşı'ndan kaynaklanan bir gönül bağı var. Güney Kore'yle diplomatik ilişkilerimiz ellinci yılında. Siyasi, ekonomik ilişkiler ne düzeyde bilemiyorum ama edebi ilişkilerin düşük yoğunlukta olduğunu söyleyebilirim. Türkçeden Koreceye Aziz Nesin, Orhan Pamuk, Ahmet Altan gibi bir kaç yazarımız Türkolog Nana Lee'nin çabası ile çevrilmiş. Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sı yüz binden fazla okura ulaşmış, Aziz Nesin'in Anıtı Dikilen Sinek adlı kitabı sürekli yeniden basımı yapılan kitaplar arasında. İhsan Oktay Anar'ın kitapları da TEDA desteğiyle Koreceye çevrilecek. Koreceden Türkçeye çevrilen eserlerin sayısı ise sadece altı.

Kore-Türkiye ilişkilerinin ellinci yılında edebiyat ilişkisi önemli bir ivme kazandı. Kore edebiyatı'nı yurt dışında tanıtmak amacıyla çalışan Kore Edebiyatı Çeviri Enstitüsü (LTI) Kore'yi temsilen İstanbul Kitap Fuarı'na katıldı. Koreli yazarlar Yi Mun-yol, Gong Sunok, Kim Young Ha fuarın konuğu oldular.

Kore'nin halk masalları, şarkılar, danslarla temellenen ve milat öncesine uzanan bir edebiyat geleneği var. Sözlü edebiyat geleneği de çok köklü. "Mahallle Hikayeleri" denilen eğlenceli hikayeleri Yi-Kyo- Bo'nun (1168-1241) "Begun Sosol" adlı kitabı ile yazıya geçirilmiş. Hatice Köroğlu "Kore Edebiyatına Genel Bakış" adlı incelemesinde Uzakdoğu ülkelerinin çoğunda olduğu gibi Kore dilinin de çok uzun süre Çin yazı karakterleri ile yazıldığını belirtiyor. Kore edebiyatında dönüm noktasını 15. Yüzyılda Coson Hanedanlığı döneminde Kore alfabesinin yaratılması ile yaşamış. 1910'daki Japon İşgali sırasında yeni alfabe Hangil ile yazan Yi Kvang Su romanlarıyla ve Choe Nam-Son serbest vezinli şiirleri ile Çağdaş Kore edebiyatının temellerini atmışlar. Klasik roman tanımına uyan ilk eser ise Yi In-cik'in 1906'da yayınlanan Hyol-Iynu (Kanlı Gözyaşları). İlk edebiyat dergisi Cnagco'nun (Yaratma) yayıntı tarihi 1919. Kore edebiyatı hem milat öncesine uzanan güçlü köklerinden hem de Batı'da Avrupa'da gelişen edebiyat akımlarından gücünü almış. İstanbul Kitap Fuarı'nda konuk olan Yi Mun-yol, Gong Sunok, Kim Young Ha Kore romanının üç dönemini temsil ediyor.

DEĞİŞEN KAHRAMANIMIZ

Yi Mun-yol, Kore Edebiyatı'nın en çok okunan ve en verimli yazarlarından. 1948 doğumlu yazar hem Kore toplumunun ortak sorunlarını ele alışı hem de üslubu ile beğeni toplamış. Tarih, aşk, gelenekler, toplumsal yapı romanlarının konusu olmuş. Geleneklere sahip çıkılmasını savunmuş, feminizm gibi akımları eleştirmiş. Bu nedenle muhafazakâr diye nitelenmiş. Ama eleştirmenler onun romanlarında "insanın iç dünyası hakkında derin gözlem ve keşifler yapması" nedeniyle ufuk açıcı bir yazar olduğu görüşünde birleşmişler. Okur da Mun-yol'un romanlarına büyük ilgi göstermiş. Hem popüler hem edebi olmayı başarmış. Geleneksel edebiyata bağlı gibi görünse de Yi Mun-yol yurtdışında en çok ilgi gören Kore yazarı olmuş. Bunun nedeni olarak Kore'yi dolayısıyla Doğu anlayışını, bakışını romanlarında çok yansıtmış olması gösteriliyor.

Yi Mun-yol'un türkçede yayınlanan romanı Değişen Kahramanımız'da (çev. Y. Ferendeci, G. Türközü, İmge Kitabevi, 2006) bir okulda yaşananları anlatılıyor. Aslında bu çocuklar arasında geçen bir iktidar kavgası. Yazar, dönemin askeri rejimini bu okulda yaşananlar aracıyığıyla gözler önüne seriyor. Bu güç oyunu hayatın tüm alanlarında yaşananların bir benzeri. Bir anı tadında, sade bir dille anlatıyor Mun-yol. Kitabın arka kapağındaki Değişen Kahramanımız çok iyi özetliyor; "Politik hayattaki iktidar, baskı, zorbalık ve boyun eğme ilişkileri, ilkokul öğrencilerinin gündelik yaşamında zorba sınıf başkanının rüşvet, el koyma, haksız güç kullanımı ve şiddet eylemleriyle kimlik bulur. Dahası, zorbalığın bu eylemlerle vücut bulan meşruluğu, kurulu düzeni sorgulayan anlatıcının -okula yeni gelen bir öğrencinin- umarsızca mücadelesine rağmen öğretmenler, okul yönetimi ve diğer öğrenciler tarafından da tartışmaksızın kabul görür… Oysa ki zorbanın iktidarı, iskambil kağıtlarından yapılmış kuleler gibi kolayca yıkılabilecek bir temele dayanmaktadır."

SUSAMIŞ MEVSİM

Gonk Sunok, kadın sorunlarının tartışılmaya başlandığı, erkek egemenliğinin sorgulandığı 1990'lı yılların yazarı. Gerçek bir emekçi, fabrika işçisi. Yoksul kadınların hikayelerini anlatıyor. Aslında anlattığı kendi hikayesi de sayılabilir. 1963'de Gogsong'da doğmuş. Fakir bir çiftçinin ikinci kızı. İpek böceği yetiştirmekte kullanılan eski gazeteleri okuyarak büyümüş. 1983 yılında girdiği Connam Üniversitesi Kore Dili ve Edebiyatı bölümünde sadece bir yıl okuyabilmiş. Hayatını değiştiren, belirleyen 1980'lerdeki öğrenci hareketleri ve "18 Mayıs Gwangju Halk Direnişi" olmuş. Direnişçilere yemek yapan aşçı ekibine katılmış. Üniversiteden ayrılarak bir halk direnişçisi ile evlenmiş. İşçilik yapmış. Yakalanıp işkenceye maruz kalan ve uzun yıllar hapishanede kalınca psikolojisi bozulan kocasından ayrılıp iki çocuğu ile hayatta kalma mücadelesi vermeye başlamış. Çalıştığı fabrikadaki bir yazı kursuna eğlenmek, sosyalleşmek amacıyla katılması hayatının bir başka dönüm noktası. "18 Mayıs Gwangju Halk Direnişi"ni yazması gerektiğine karar vermiş. Direnişi konu alan hikayesi işçilerin eserlerini yayınlayan bir dergide yayınlanınca 600 bin won telif ücreti kazanmış ki bu telif ücreti onun çalıştığı atölyeden aldığı aylığın beş altı katıymış. Telif ücretinin yüksekliği yazı yazarak hayatını  sürdürebileceği düşüncesini doğurmuş. İşten ayrılmış, yazmaya başlamış. Hikayelerinden kazandığı telif ücretleri hayat şartlarını geliştirmemiş ama sevdiği işi yapmaktan memnun.   

Gonk Sunok, esas olarak hikayelerinde, romanlarında çocuklu ve dul bir annenin yaşam mücadelesini anlatıyor. Yoksulluğu, yoksullar arasındaki ilişkileri kadın bakış açısıyla işliyor. Oldukça sade ve yalın bir dille tek başına yoksullukla mücadele etmek ve çocuk büyütmek zorunda olan kadınların dayanışmalarını, dostluklarını anlatıyor. Gonk Sunok'un türkçede yayınlanmış bir eseri yok ama Türkiye'ye gelişi vesilesi ile "Susamış Mevsim" adlı hikayesi türkçeye çevrilmiş (çev. Göksel Türközü). Susamış Mevsim'de Kore'de en yoksulların yaşadığı Daimi Kiracı Sitesinde yaşamakta olan bir yazar ile komşusu, meyhane işleten Hyonsun hanımın yalnız birer kadın olarak yoksullukla mücadelesi, çocukları ve komşuları ile ilişkileri ve hayat şartlarının baskısına kadın dayanışmasını oluşturmaları anlatılıyor.

KENDİMİ YIKMAYA HAKKIM VAR

Kim Young-Ha, Kore'nin genç kuşak yazarlarından. 1968'de doğmuş. İşletme eğitimi almış. Okul döneminde resimli roman kiralayan bir kitapçıya borçlanmasını anlattığı hikayesini bir internet sitesinde yayınlayarak yazarlığa başlamış. İnternette yayınlanan hikaye ilgiyle karşılanıp elden ele dolaşmaya başlayınca bir yayıncı bu hikayeyi roman olarak yazmasını teklif etmiş. Bu gelişme onu edebiyata yöneltmiş, üniversitede edebiyat dersleri almış. 1996'da Review dergisinde yayınlanan hikayesi ile ilk çıkışını yapmış, aynı yıl yayınlanan ilk romanı Kendimi Yıkmaya Hakkım Var (çev. Nana Lee, Agora Kitaplığı, Ekim 2007) okurların büyük ilgisini çekmiş. Kim Young-Ha, romanda intihar etmek isteyenlere danışmanlık yapıp en uygun yolları öneren birinin yaşadıklarını anlatıyor. Çağdaş insanın yaşam biçiminin onu nasıl yalnızlaştırdığı, ilgisiz ve duyarsız bir yapıya getirdiğini oldukça soğukkanlı bir dille, belki de aynı duyarsızlıkla yansıtıyor. Çağdaş yaşam tarzının getirdiği ilişkilerle duyarsızlaşmış roman kahramanları yitirdikleri kimliklerini bir an önce ölerek ortadan kaldırmak arzusu ile dolular ve romanın anlatıcısı da onlara yardımcı oluyor. Ölüm bir kaçış aracı oluyor.

Kim Young-Ha, bir dünya yazarının bakış açısıyla evrensel sorunları ele alıyor. Anlatımı da, konuyu ele alışı da aynı doğrultuda. Anlattıkları tüm çağdaş ülkelerde yaşanan sorunlar.