Metin Celâl
HARMAN KAPLAN
Metin Kaçan yazdıklarıyla olduğu kadar, yazar olarak kendine çizdiği portreyle de ilgi çeken bir yazar. İlk kitabı Ağır Roman'dan başlayarak hep gündemde oldu. Zaman zaman kitaplarıyla, zaman zaman kişi olarak...
Ağır Roman, gerek konusu, gerekse o konunun kaçınılmaz kıldığı anlatımı ile okuyucuyu olduğu kadar edebiyat çevrelerini, eleştirmenleri kendine çekmiş bir roman. Çok okunurluğuyla da, hakkında yazılanların çokluğuyla da hak ettiği ilgiyi buldu.
Bir yazarın ilk romanında böyle bir ilgiyi yakalaması güzel bir şey. Hatta bir çok yazarca düşlenen, özlenen bir konum. Ama aynı zamanda, yazarı n önüne görünmez bir duvar çekerek , işini, yazarlığını zorlaştıran da bir durum. Yazar, eserinin ağırlığı altında kalıp yeni şeyler yazamayabilir. Bu, hem Türk hem de Dünya edebiyatında rastlanan bir olgu. Çünkü okuyucular da, eleştirmenler de yazardan o eserin ağırlığından ve etkisinden çok daha üst noktalarda çalışmalar bekliyor. Bu yazara da hissettiriliyor.
Metin Kaçan, edebiyata Ağır Roman'la girdiği, daha önce dergilerde bir geçmişi olmadığı için bu ilgi ve manevi baskı daha da yoğundu. Çünkü içinde, kıskançlığı ve yazarın başarısızlığını uman, bekleyen duygular da barındırıyordu.
Kaçan'ın ikinci kitabı Fındık Sekiz'in öylesine sessizlikle karşılanmasının altında yatan en önemli neden bence buydu. Aradan yıllar geçmişti ve kimse Metin Kaçan'dan yeni bir eser beklemiyordu. Bir çokları gibi onun da, kuyruklu yıldız misali bu alemden gelip geçtiği kanısı hakimdi.
Ağır Roman (Yapı Kredi yay.) 1990'da, Fındık Sekiz (Yapı Kredi yay.)1997'de yayınlanmış. Çağımız için uzun bir ara. O anlamda edebiyat çevrelerinin bu yaklaşımını garipsememek gerek.
Fındık Sekiz, bir soluklanma denemesi bence. Metin Kaçan, bu kitapla hem Ağır Roman'ın kendi ve okuyucuları üzerindeki etkisini dağıtıyor, hem de yazarlığının, dünyasının Ağır Roman'dan ibaret olmadığını kanıtlıyor. Fındık Sekiz'de, Ağır Roman'ın aksine konu (fiction) geriye düşüyor, önemsizleşiyor, dilse adeta yazarın ustalığını sınadığı bir hava yaratılarak gereğinden fazla öne çıkartılıyor. Yazar sözcüklere taklalar attırarak hızla bir öykü oluşturacak her konumdan uzaklaşıyor. Dille bu denli oynanması, Fındık Sekiz'in bence ana eksenini oluşturan kişinin kendi içinde hesaplaşması, maddi ve manevi duygularını karşılaştırıp hatta çarpıştırıp bir çıkar yol bulmaya çalışmasını görünmez kılıyor. Oysa, kitabın ana eksenini oluşturan bu sorun özellikle ülkemizde yaşayan ve birazcık düşünen herkesi ilgilendiriyor.
Metin Kaçan'ın yeni kitabı Harman Kaplan'ı (Gendaş yay.) okumaya başlarken ister istemez Ağır Roman'ı ve Fındık Sekiz'i hatırlamak durumundaydım. Hatta kitabı satın alıp almamaya karar verirken bile önceki kitaplar varlıklarıyla bu kararı etkiliyordu. Harman Kaplan'ın Fındık Sekiz'in izleğinde olacağı düşüncesi beni vazgeçirebilir, Ağır Roman havasında bir kitapla karşılaşacağım düşüncesi de satın almamı, okumamı sağlayabilirdi.
Harman Kaplan, her iki kitaptan da çok farklı. Metin Kaçan, kısa öyküler yazmış, hatta bunların bazıları son günlerin moda deyimiyle "kısa kısa öykü"ler de sayılabilir. Yazar, dili kullanma yeteneğini masalsı bir hava yaratarak değerlendirmiş. Bu masal anlatıldığı izlenimi ,öykülerdeki fantastik havayı da garipsemememizi, aksine doğal karşılamamızı da sağlıyor. Sanki karşınızda bir masalcı, zaman zamanda meddah varmış hissine kapılıyorsunuz. Anlatımın akıcılığı, kullanılan deyimler ve kafiyeler yardımıyla yaratılan humor ve allegori okuyucuyu hemen kavrayıp kitaba bağlıyor.
Ama Metin Kaçan, geçmiş zaman masalları anlatmıyor. Günümüzden öykülerden oluşuyor Harman Kaplan. Günümüzden ve her çağın insanın sorunu olmuş, ilgisini çekmiş, üzerinde kafa yormuş olduğu konulardan söz ediyor. Bir yanıyla geleneksel olanla bağ kurarken diğer yanıyla en modernin yanında, en uçta olanla birlikte.
Bu öykülerde Metin Kaçan'ın son günlerin moda eğilimi "yapı bozumu"yla, postmodernlik le eleştirebilir miyiz? Sanmıyorum. Çünkü Metin Kaçan yapıyı bozarmış gibi yaparken aslında yeni bir yapıyı oluşuruyor. Her öyküde özü destekleyecek biçimde bir dil ve anlatım var. Gerçeğin kayganlığını, göreceliliğini ve kişiden kişiye ne kadar kolay değişebildiğini göstermek istiyor sanki. Eleştirmenler dilin ve biçimin etkisinden / büyüsünden kurtulup "ne anlatılıyor?" diye düşündüklerinde sanırım benim kanımı paylaşacaklar. Okuyucu içinse, bence esiein ne'liğinden çok niteliği önemli olmalı. Harman Kaplan bu anlamda okunmayı hak ediyor.