Metin Celâl
GÜLE GÜLE ORHAN PAMUK
Orhan Pamuk, önemli bir yazardı.
Yazdıklarıyla edebiyatta yenilikler getiren, tartışmalar yaratan bir yazardı. Her zaman gerçek edebiyat okurunun da, eleştirmenlerin de ilgisi çekerdi.
Ama bu ona yetmedi. O çok okunan ve dünya çapında tanınan bir yazar olmak istedi. Çünkü, "Edebiyat popüler olmazsa ben kendimi evimde hissetmiyorum" diye düşünüyordu.
Çok okunabilmek için medyatik olması gerektiğini biliyordu. Gösteri yürüyüşlerine katıldı, çoğunluğun tepkisini çekecek demeçler verdi. Bu çabası meyvasını verdi, basının ilgisini çekti.
Gazetelerde, dergilerde görünmek, talkshow'lara çıkmak gerekiyordu. Hemen hiçbir teklifi geri çevirmedi. Gerekeni yaptı. Magazincilerle konuşmaktan çekinmedi. "Maraba Televole!" dese ya da Çarkıfelek'te yarışmacı olsa garipsenmeyecek konuma geldi.
Artık, Orhan Pamuk adı, eseri olmadan da, neci olduğu düşünülmeden de hatırlanabiliyor.
Orhan Pamuk, adını eserinin önüne geçirmeyi başardı. Marka oldu.
Çok okunabilmenin ikinci yolu "kolay okunmak"tır. Orhan Pamuk, kendi edebi çizgisine tamamen ters olan bu işi de başardı. Benim Adım Kırmızı kolay okunan bir roman. "Bestseller" tanımlamasına girmek için gerekli tüm unsurları taşıyor. Aşk, macera, nefret, kin, cinayet... hepsi bu romanda var. Tüm bestseller'lerde olduğu gibi anlatım değil anlatılan önemli. Okuyucu olayların akışına kapılıp gidiyor. Orhan Pamuk, yoğun olarak Umberto Eco'nun Gülün Adı adlı romanını hatırlatma pahasına akıcı bir roman yazmayı başarmış.
Akıcılığın kendi edebi çizgisine aykırı olduğunu bile bile... Hiçbir yenilik, özgünlük, mesele içermediğini bile bile bestseller tanımlamasına uygun bir roman yazmayı başarmış. Çünkü ona edebiyata tutkun on bin okuyucu değil, yüzbinler gerekli. On bin okuyucuyu küstürse, Orhan Pamuk romanları okumaktan vazgeçirse de yüzbinlere ulaşmanın başka yolu olmadığını da çok iyi biliyor. Boşuna "kolay okunan bir roman yazdım" demiyor. (Trajik ama komik; yeni hedef kitlesi bu çok kolay okunan romanı bile anlamakta zorluk çekiyor. Bu hedef kitlenin sesi köşe yazarları da aynı kanıda "anlayamadık" diyorlar.)
Orhan Pamuk'un ikinci hedefi "dünya çapında olmak" demiştik.
Dünya çapında olmak da belli stratejileri izlemeyi, belirli formatlarda yazmayı gerektiriyor. Orhan Pamuk, zeki bir yazar olarak bir Türk romanının Avrupa'da, Amerika'da okunabilmesi için nelerin gerekli olduğunu kavramış.
Günümüz Türkiyesi'nden, kentli bir insanın yaşadıklarından, sorunlarından söz eden çağdaş bir romanın oralarda alıcısı olmadığını biliyor. Avrupalı, Amerikalı okuyucu üçüncü dünyadan gelen bir yazardan ilginçlikler, egzantriklikler bekliyor. Bilmediği, yabancısı olduğu şeyleri anlatmasını, kendisini büyülemesini bekliyor. Bunun en kolay yolu tarihi bir roman yazmak. Benim Adım Kırmızı'da Nakkaşlar bunun için romanın kahramanı oluyor, eski İstanbul manzaraları, saray görüntüleri, ansiklopedik olduğu duygusu yaratan tanımlamalar, başka kitaplardan alıntılandığı hissini veren doğa ve yer betimlemeleri bunun için yapılıyor.
Orhan Pamuk, Amin Maalouf'un, Paulo Coelho'nun çizgisinde bir yazar olarak Dünya çapında tanınmayı başardı. Onlar gibi tüm dünya dillerine çevriliyor, çok satıyor.
"Çok okunan, dünya çapında bir yazar olmak" bir tercihtir. Orhan Pamuk bu tercihi yaptı ve şimdilik de olsa başarı kazandı.
Her şeyin bir bedeli olduğu gibi popülerliğin, çok tanınmışlığın da bir bedeli var. O artık, fikirlerini içtenlikle açıklayamaz, protesto gösterilerine katılamaz. Çünkü vitrinde. Atatürkçü olmadığı için ya da devletle uzlaşmadığı için okuyucusu küsebilir, kitaplarını almaktan vazgeçebilir. Artık onun yazdıkları değil, başarısının oranı, kişiliği, fotoğraflarındaki halleri, aile ilişkileri, kaç tane kitap sattığı tartışılacak, tartışılıyor. Çok satanlar listesinde kalması için eserinin niteliği değil, isminin sürekli gündemde kalması gerekli. Yeni konumunda onun rakibi Adalet Ağaoğlu, Selim İleri, hatta tarihi romanların unutulmaz yazarı Aptullah Ziya Kozanoğlu değil. O şimdi Cem Yılmaz, Tarkan, Banu Alkan ya da Sergen'le yarışmak durumunda.
O artık edebiyatın popüler olduğu yerde, kendini evinde hissedebilir.
Evet, Orhan Pamuk, güle güle...
M.C.