Metin Celâl

 

78 Kuşağı

 

650 bin kişi gözaltına alınmış, bir milyon altı yüz seksen üç bin kişi fişlenmiş.

388 bin kişiye pasaport verilmemiş, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkartılmış.

210 bin dava açılmış, 230 bin kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmış.

7 bin kişinin idamı istenmiş. Bunlardan 517’sine idam cezası verilmiş.

229 kişi gözaltında ya da hapishanede ölmüş, kaybolmuş.

9962 güvenlik görevlisi hakkında işkence davası açılmış.

171 kişi işkencede ölmüş.

1975 -85 arası. Sonuçları çok ağır, bilançosu çok büyük acılara neden olmuş bir dönem.

Oğuz Güven’in Zordur Zorda Gülmek adlı kitabı o günleri hatırlatıyor. Kitabın kapağının alt köşesindeki “78 Kuşağı” ibaresi ise yüzümüze ancak buruk bir gülümseme yerleştiriyor.

Yitik bir kuşak sayılıyor “78 Kuşağı”. Bu denli büyük acıların sonucu kaçınılmaz olarak “yitiklik”.

Pek fazla üzerinde durulmamış, düşünülmemiş bir dönem 70’lerin son yılları. “1 Mayıs”ları, Kahramanmaraşları, Çorumları hayal meyal hatırlıyoruz. Biz hatırlamadığımız için medyanın hiç aklına gelmiyor.

Bugünlerde 68’in otuzuncu yıl kutlamaları yapılıyor.

İster istemez insanın aklına “68’in otuzuncu yılıysa, 78’in de yirminci yılı” cümlesi takılıyor. 68’lilerin yaptığı gibi şen şakrak nostaljisi bol kutlamalar beklemiyorum.

Hiç olmazsa soğukkanlılıkla o yılların, 75 - 85 arasının bir tahlili yapılmalı diye düşünüyorum. 68’den çok daha güçlü, organize ve tüm ülke çapına yaşanmış bir eylemlilik ortamının ve onun ardından gelen askeri darbenin tahlili yapılmalı.

78’liler suskunluklarını bozup belleklerinden anılar silinmeden yaşadıklarını söze yazıya geçirmeliler.

Yirmi yıl az bir zaman değil. Halka ve gençliğe büyük acılara mal olan, etkisi günümüze dek uzanan o dönem hiç olmazsa belgeleriyle bilgileriyle gün ışığına çıkartılmalı.

78 Kuşağı “yitik” değil ama “bilinmeyen” bir kuşak.

Şimdi kırk yaşlarındaki bu bir zamanların hızlı devrimcilerinin nerede olduklarını, ne yaptıklarını da merak etmemek elde değil. Çok yakınımızda olduklarını, dergiler yönettiklerini, şirketler batırdıklarını, holdingler kurduklarını, işçilik, memurluk, yazarlık, bankacılık ya da sadece serserilik yaptıklarını biliyoruz. Bazıları da hâlâ canlı kanlı politik eylemlik içindeler. Bir an durup düşündüler mi, geriye baktılar mı? Merak etmemek elde değil.

80’li yılların hemen sonrasında çok popüler bir soru vardı, “Nerede Yanlış Yaptık?” diye. Çünkü bir cevap gerekiyordu tüm yaşananlara. Ama sanıyorum, soru yanlış sorulmuştu. O günleri yaşayanların çoğu, 78’liler yanlış yapmadıklarını düşünüyorlardı. Belki bir yerlerde bir şeyleri eksik yapmışlardı, o kadar. O nedenle de “Nerede yanlış yaptık?” sorusu havada kaldı, cevaplanmadı.

Çünkü onlar 68’li ağabeyleri gibi anılarına sarılmak yerine unutmayı tercih ediyorlar.

Onlar unutunca, o günler de ister istemez unutuluyor.

Öküz Dergisi ağustos 1999